My Friend Of Misery

Madness... is like gravity. All it takes is a little... Push!



İngiliz kalitesi ve polisiye bir araya gelince son zamanlarda tadından yenmez bir hâl almaya başladı. What Remains de, BBC One’da yayınlandığı 25 Ağustos tarihinde, İngiltere’deki her beş izleyiciden birini ekrana çekmeyi başararak bu iddiayı sağlam bir şekilde kanıtladı. Dört bölümden oluşan dizi yarattığı gizemli atmosferi, son ana kadar merak uyandırmayı başarması ve soluğunuzu kesecek etkileyici finaliyle gerçekten de es geçilmemesi gereken bir yapım.




 Yönetmenliğini, daha önce The Nativity ve The Virgin Queen adlı mini dizileri yöneten Coky Giedroyc’nin yaptığı bu başarılı polisiye-dramın yazarı ise Tony Basgallop. Dizi, Londra’daki Coulthard Sokağında bulunan tek bir apartman ve bu apartmanda yaşayan insanlar arasında yaşanan olayları merkezine alıyormuş gibi görünse de, aslında olayların çok daha çarpıcı bir boyutta olduğunu, yavaş yavaş, nakış işler gibi bir dinginlikle ve bir o kadar da heyecanla izleyiciye sunuyor. Pek çok klişe durumu içinde barındırıyor olsa da, bu klişeler hikâyedeki gizemi kesinlikle bozmuyor ve ne kadar başarılı bir kurgusu olduğunu kanıtlıyor.



Oldukça kasvetli ve bir o kadar da eski olan bu binada, birbirinden çok farklı insanlar yaşıyor. Birbirleriyle pek de ilgili olmayan, hatta birbirlerini oldukça az tanıyan bu insanlar en fazla apartmanın merdivenlerinde ya da kapıdan çıkarken karşılaşan tipler. Melissa Young da bunlardan biri. Tek başına yaşayan bu genç kadını yakından tanıyan, yokluğunun özlemini duyabilecek kimse yok. Kendine göre kurduğu yalnız hayatını, yalnızlığıyla paylaşıyor Melissa ve hiç kimse onun ne yaşadığını, başına neler geldiğini bilmiyor, daha doğrusu umursamıyor. O da bu duruma alıştığı için pek önemsemiyor, ya da öyle görünmeyi tercih ediyor. Yaşamına kimseden habersiz bir şekilde devam ettiği gibi, yine kimseye fark ettirmeden ortadan kayboluyor. Günler, haftalar, aylar hatta yıllar geçiyor ama kimse Melissa’nın yokluğunu fark etmiyor. Ta ki bebek bekleyen genç bir çift apartmana taşınana kadar.



Michael ve Vidya, yeni dairelerine taşınır taşınmaz üst katta bir su sızıntısı olduğunu fark ediyor. Yıllardır boş olduğu söylenen sızıntının geldiği bu daireye kapıyı zorlayarak girmek zorunda kalıyorlar. Ancak dairede onları bekleyen şey, su sızıntısından çok daha fazlası oluyor. Yıllardır kullanılmayan bu daire, Melissa Young’a ait ve kısa bir süre içinde apartman sakinleri tarafından ortadan kaybolduğu tahmin edilen genç kadının apartmanın çatı katında öldüğü ortaya çıkıyor. Geride kayda değer bir şey bırakmamış olan Melissa’nın esrarengiz ölümünü incelemek de, emekli olmasına bir gün kalan Dedektif Len Harper’a düşüyor.



Dedektif Harper, ölümünden geriye hiçbir ipucu bırakmayan Melissa’nın neden ve nasıl öldüğünü çözebilmek için apartmanda yaşayan herkesle bir bir tanışmaya başlıyor. Harper sayesinde apartman sakinlerinin hayatlarına daha yakından bakma şansı da buluyoruz bu süre zarfında. Kapıların ardında sessiz sakin hayatlar yaşıyormuş gibi görünen bu insanların aslında nasıl da tuhaf bir şekilde birbirleriyle alakalı olduğunu fark ediyoruz yavaş yavaş.



Melissa’nın ölümünü, onu kimsenin umursamamasını, tek bir arkadaşı bile olmamasını, insanlardan bu kadar uzak durmasını sürekli kendi içinde sorgulamaya başlayan ve bu olayı çözmeyi bir takıntı hâline getiren Dedektif Harper, bir yandan da onu kendisiyle özdeşleştirmeye başlıyor. Artık emekli olma vakti geldiği için kendi hayatının da Melissa’nınki kadar insanlardan uzak ve yalnız olacağını düşünüyor. İnsanlarla konuşmaya başladıkça ve uzun yılların verdiği tecrübeyle, karşısına çıkan ipuçlarını birleştiren Harper, Melissa’nın ölümünün ve hayat hikâyesinin hiç de basit olmadığını fark ediyor. Gerçeğin ortaya çıkması ise bir an bile gizemini yitirmeden, o kadar çarpıcı bir biçimde oluyor ki, olanlar karşısında adeta koltuğunuza gömülüyorsunuz. Sıradan hayatlar yaşıyormuş gibi görünen sıradan insanların aslında ne kadar da karmaşık bir yapıya sahip olduğunu başarılı bir biçimde yansıtan What Remains, geleneksel “Katil kim?” sorusunu oldukça etkileyici ve bir o kadar da yüreğinizi burkacak şekilde sormayı başarıyor. Durmayın, Melissa’yı yaşarken tanımasa bile en azından ölümünde yalnız bırakmak istemeyen Dedektif Harper’a eşlik edin ve bu dört bölümlük eşsiz İngiliz mini dizisini “İzledim.” diyenler kervanına siz de katılın.


Related Posts with Thumbnails