My Friend Of Misery

Madness... is like gravity. All it takes is a little... Push!



The tunnel led Chihiro to a mysterious town...

Bu filmi izlemek için karşısına geçtiğinizde, izleyeceklerinizin bir rüyaymış hissi vermesine kanmayın. Her ne kadar izleyecekleriniz bir rüyaymış gibi gözükse de, ne "Ruhların Kaçışı"nın kahramanı Chihiro'nun yaşadıkları, ne de sizin kendinizi içinde bulmanızın muhtemel olduğu hal, rüya değil. İzledikçe daha da fazla şey görmek isteyeceğiniz, on yaşındaki şımarık bir kızı olgunlaşmaya zorlayan fantastik bir diyarla ilgili eşşiz bir masal...




İlk uzun metrajlı animasyon filmi "Nausicaa of the Valley of the Winds" (1984) ile birlikte kendine Japon anime dünyasında haklı bir yer edinen efsanevi yönetmen Hayao Miyazaki, 5 Ocak 1941'de Japonya'nın Tokyo kentinde doğdu. Babası dört erkek kardeşin ikincisiydi ve ağabeyinin savaş uçakları için parça üreten şirketi "Miyazaki Airplanes" de yöneticiydi. Annesi ise Spinal Tuberculosis hastalığı nedeniyle 1947-1955 yılları arasındaki 8 yıılık süreçte hasta yattı.

Toyotama Highschool daki üçüncü senesinde izlediği dünyanın ilk renkli uzun metrajlı animasyon filmi olan Hakujaden'i izlediğinde çok etkilendi ve animasyona ilgi duymakla kalmayıp; o anda çizgi roman çizeri olmaya karar verdi. 1962 yılında gittiği Gakushuin Üniversitesi adındaki özel kolejde uluslararası ilişkiler ve ekonomi okumaya başladığında; üniversitenin Japon imparatorluk ailesiyle yakın olması sebebiyle Marksist düşünceden etkilendi. Mezun olduktan sonra Toei Animasyon Şirketinde animatör olarak çalışmaya başlayan Hayao Miyazaki; bu yıllarda yönetmen olan Isao Takahata ile tanıştı ve beraber şirket sendikasında çalışmaya başladılar. Miyazaki’nin ilk dönem seri çizgi filmleri büyük oranda çocukluğun saflığı, yaşlıların dingin bilgeliği, masumiyetin keşfi gibi temaları işler. Fakir, kimsesiz ancak temiz kalpli genç kızlar, macera tutkusu dolu genç erkek çocuklar onun eserlerinde sıklıkla işlenmiştir.

Miyazaki’nin orta dönem uzun meterajlı filmleri daha çok insanlığın doğa ve teknoloji karşısında yaşadığı ilişkileri, bu iki temanın birbirinin yerine geçmesi konusunda duyduğu endişeyi yansıtır. Ancak bu endişe izleyiciye tamamen çıplak ve didaktik bir şekilde sunulmamaktadır. Her seferinde artık çizmeyeceğim demesine rağmen tekrar bir başyapıtla geri dönmesinin nedeni de teknolojinin her geçen gün birşeyleri daha alıp götürmesi olabilir. Miyazaki gibi gizli masal dünyalarına, sihirli ormanlara, orman perilerine ve ruhlara, iyi niyetli hayaletlere inanan biri için hissettiklerini kağıda çizememek belki de nefes alamamakla aynı şeydir. Miyazaki’nin bu kadar muazzam bir emekle bizlere bu masalları anlatmasının nedeni bütün hayallerini ölümsüz kılmak, böylece en azından bu acımasız kayboluşa karşı şavaşını vermektir.

Ailesiyle birlikte yeni bir kasabaya taşınmak üzere yola çıkan küçük Chihiro, arabanın arka koltuğunda sızlanıp durmaktadır. Hayatındaki bu değişiklik hiç hoşuna gitmemiştir. Çünkü henüz daha 10 yaşındadır. Yaşının verdiği naiflikle, mutsuzluğunu sonuna kadar belli eder. O anda hayatındaki en önemli ve en acı şey, okulunu ve arkadaşlarını geride bırakıyor olmak, bilmediği ve belki de kendisini korkutan yeni bir mekana doğru yol almaktır. Ancak çok geçmeden babası her nasılsa yanlış bir yola sapar ve aile, kendilerini terk edilmiş bir eğlence parkına benzettikleri metruk binalarla dolu bir yerde bulur.


Mızmız Chihiro'nun protestolarına karşın parkı keşfetmenin iyi bir fikir olduğunu düşünen anne ve babası, kimselerin olmadığı bu tuhaf yerde karşılarına çıkan leziz yemeklerle dolu bir açık büfede tam anlamıyla kendilerini kaybeder. Onlar şuursuzca temek yerken etrafı gezen ve bu arada ona derhal parkı terk etmelerini salık veren Haku adlı bir çocukla karşılaşan Chihiro, döndüğünde anne ve babasını kocaman iki domuza dönüşmüş bir şekilde, hala yemek yerken bulur. Gördüklerine inanamayan küçük kıza, aniden çöken akşamın getirdiği bir sürpriz daha vardır. Karanlıkla birlikte binalarda ışıklar yanar ve ortalığı yemeklerin asıl sahipleri olan ruhlar kaplar. İşin aslı Chihiro ve ailesi, dünyanın tüm ruhlarının dinlenmek için ziyaret ettikleri garip bir gölge dünyaya düşmüşlerdir. Bu yerin ana yapısı ise Yubaba adlı bir cadı tarafından yönetilen ve ruh tanrılarına hizmet veren bir hamamdır. Yubaba'nın yardımcısı olduğunu öğrendiği Haku'nun desteğiyle, domuza dönüşen anne ve babasını kurtarmanın tek yolunun bu hamamda bir hizmetçi olarak çalışmak olduğunu anlayan Chihiro, işi alabilmek için isminden feragat etmek zorunda kalır. Küçük kızın ismini tutsak eden Yubaba ona yeni adını bahşeder: "Sen". İşler bundan sonra alabildiğine karışır...


"Ruhların Kaçışı", en özet haliyle 10 yaşındaki bir çocuğun olgunlaşma sürecini anlatmakta. Hayatımızdaki dönüm noktalarından birisi sayılabilecek ergenlik döneminin sunduğu zengin malzemeden sonuna kadar faydalanmış Miyazaki. Attığı her yeni adımda öyküyü daha da zenginleştiriyor. Chihiro'nun karşılaştığı olaylar, gerçek dünyada çocukluktan ergenliğe geçen bir kişiyi bekleyen zorlukların birer yansımasına dönüşüyorlar.

Filmin, olgunlaşma temasıyla ilgili söylediği bir başka şey ise, hayatta birbirine zıt kavramların, mesela zor ve kolayın, korkunç ve sevimlinin, sevgi ve nefretin ama hepsinden önemlisi, iyi ve kötünün birarada ve hep var olduklarını kabullenmek. Miyazaki'nin diğer filmlerinde olduğu gibi, bu filmde de net bir iyi veya kötü yok. Miyazaki, kolay kolay hayal edilemeyecek bir evreni bizlere sunarken, farklı olanı ve hayattaki zıtlıkların varlığını kabul etmemiz gerektiğini hatırlatıyor.


Yazı boyunca Chihiro'nun masumluğundan dem vurdum. İşte bu masumiyetin çıkış noktası, yönetmenin filme esin kaynağı olan bir anısı. Kalabalık bir dost grubuyla tatile giden Miyazaki, arkadaşlarından birinin 10 yaşındaki kızına bakar ve daha önce hiç 10 yaşındaki kızlar için film yapmadığını farkeder. "Evet, şu an mutlu ve çoşkulu bir çocuk ama böyle bir dünyada büyürken bu özelliklerini koruyabilecek mi?" diye düşünür ve bu motivasyonla o küçük kız için bir film yapmaya karar verir. Chihiro karakteri, bu 10 yaşındaki kızı örnek alarak yaratılır. Film tamamlandığında Miyazaki "Bu film 10 yaşında olmuş olanlar ve 10 yaşında olacak olanlar için" der.

İçerdiği temasal zenginliği bir kenara bırakırsak, "Ruhların Kaçışı" görsel açıdan da büyüleyici bir anime. Miyazaki'nin mükemmel hayalgücü sayesinde karşımıza çıkan tasarımlar, bunları destekleyen Hisaishi müzikleri, seyirciyi alıp götürüyor ve en şahanesinden bir rüyayı uyanıkken izleme lüksünü sunuyor.

IMDB


Related Posts with Thumbnails