My Friend Of Misery

Madness... is like gravity. All it takes is a little... Push!



Misery Cannot Be Dead !

"Kitap yazmak sörf yapmak gibidir. Önce sörf tahtanızın üzerinde kollarınızla suyu iterek ilerlersiniz, sonra da dalgaları yakalarsınız. Misery büyük bir dalga gibiydi." Stephen King Misery'i bu şekilde özetliyor ve bizlere söyleyecek pek söz bırakmıyor aslında...

King, aşırı heyecanlı hayranlara dair deneyimlerinden biraz da olsa esinlenerek yazdığı kitabında hiçbir mazereti olmayan bir karakter yaratmak istemiş. "Sizce de kötü değilmi?", diye bahsetmiş yarattığı karakterden. "Kendimi serbest bıraktım. Yazmaya başlarken açık bir biçimde şöyle düşündüğümü hatırlıyorum, 'tamam, bunu uydurdun ve onu kötü yaptın, hatta hiç de hoş olmayan bir hale getirdin ama onun da iyi bir yanı olmalı, çünkü herkesin iyi bir yanı vardır!' Daha sonra bu iç ses iyice yükseldi ve bana dedi ki, 'neden illaki iyi bir yanı olması gerekiyormuş? Eğer kadın deliyse devam et, onu bir canavar yap! O bir insan ama istediği buysa bir canavar olmasına engel olma,' böylece kendimi rahatlamış hissediverdim..."



Roman Türkçe'ye "Sadist" adı altında çevrilmiş olsa da film olarak çoğu yerde "Ölüm Kitabı" olarak geçiyor. Senaryosunu William Goldman'ın yazdığı filmin yönetmenliğini ve yapımcılığını ise Rob Reiner üstlenmiş. Filmin başrollerinde James Caan, Kathy Bates, Lauren Bacall ve Frances Sternhagen oynamış. Kathy Bates bu filmdeki performansı ile o yıl En İyi Kadın Oyuncu Akademi Ödülü 'nü ve aynı dalda Golden Globe ödülünü kazanmış.


Popüler seri romanlar yazan Paul Sheldon (James Caan) arabası ile karlı bir dağ yolunda giderken kaza yapar.Tenha bir bölgede meydana gelen kazada yolun dışına savrulan araba yoldan görülmeyecek bir şekilde kalır. Sheldon gözlerini açtığında kendisini kutarıcısı olan Annie Wilkes (Kathy Bates)'ın evinde kırık bir ayakla yatarken bulur. Wilkes onun romanlarıdaki baş kadın karakter olan "Misery Chastaine" in fanatik bir hayranı çıkar. Eski bir hemşire olan Wilkes kendi imkânları ile Paul'un yaralarını sarar,ona birtakım ilaçlar içirir. Nekahat dönemi boyunca da Paul'un yeni bitirdiği henüz basılmamış son romanının tekstini ona okur, ancak kitabın sonunda Paul'un onun en sevdiği karakter olan "Misery" yi beklenmedik bir şekilde öldürdüğünü okuyunca birden çılgına döner. İstediği gibi sonu olan bir roman yazmaya zorlamak için de Paul'un ayağını tekrar kırarak onu iyice yatağa bağlar. İronik bir şekilde "Misery" kelime olarak "Acı,ızdırap" anlamına gelmektedir.

Kitap, Friedrich Nietzsche'nin "Dipsiz bir kuyunun içine baktığınız zaman, o da sizin içinize bakar" sözüyle başlar ve siz daha o cümleyle kitap boyunca karanlık ve ürkütücü şeylere tanık olacağınızı hissedersiniz. Annie öyle bir karakterdir ki, şimdiye kadar onun gibi birine rastlamadığınız için halinize şükreder, Paul'ün yerinde olmadığınız için de kendinizi şanslı hissedersiniz. İşte o kadar gerçekçi ve bir o kadar da tedirgin edicidir "Misery". Elbette böyle bir kitabın filme dönüştürülmesi büyük bir ustalık isteyecekti. Hele ki Stephen King gibi büyük bir ustanın isteklerini de yerine getirerek bunu başarmak oldukça zor olacaktı. Ama Rob Reiner işin altından ustalıkla kalkmış ve kitabın geneline hakim olan o klostrofobik yapıyı film içerisinde olabildiğince korumuş. Tabi bunu, kitaptan başarılı bir uyarlama yaparak senaryolaştıran William Goldman'a da borçlu olduğunu söylemek mümkün. Kitabı okuyanlar filmi izlediklerinde pek çok fark olduğunu farkedeceklerdir ama tek bir noktada hemfikir olacaklarına şüphe yok herhalde. O da muhteşem bir performans sergileyen Kathy Bates. Stephen King her ne kadar başlarda eserinde yapılan değişikliklere itiraz etmişse de, film bittiğinde ve filme gelen tepkileri gördüğünde, eğer filmi kendi yazdığı gibi çekmiş olsalardı, asla kendini toparlayamayacağını söyleyerek ne kadar başarılı bir yapıtın ortaya çıktığına hemfikir olmuş.

Filmle kitap arasındaki farklara gelince :

- Filmde Paul, bir kızı olduğunu söylüyor ancak kitapta Paul'ün ne bir kızı ne de bir akrabası var.

- Filmde Annie, Paul'un otelini gizlice izlediğini ve arabasını takip ettiğini söylüyor. Kitapta ise Annie'nin Paul'un arabasının enkazını bulması bütünüyle ratlantı olarak kurgulanmış.

- Filmdeki Annie çok daha merhametli. Örneğin Paul'a çorba içirdiği sahnede çorbayı Paul'un üzerine döküyor ve sonra özür diliyor. Kitapta ise paul'un üzerine çorbayı döktükten sonra Paul'un özür dilemesini bekliyor, hatta onu cezalandırarak verdiği novrilleri içinde toz ve sabun köpüğü olan bir kova su ile zorla içiriyor.

- Filmde Paul'dan taslaklarını yakması istendiğinde Paul kitabının çoktan baskıya verildiği ve başka kopyalarının da olduğu yalanını söylüyor. Kitapta ise taslaklarını yaktıktan sonra "Keşke kitabın başka kopyalarının da olduğunu söyleseydim. Ama o zaman hem taslakları yakar hem beni öldürürdü" diye düşünüyor.

- Kitapta tasvir edilen Paul cimri bir adam. Hatta yeni yazdığı kitabın kopyasını sırf para vermemek için çıkartmıyor. Filmde ise bunun sebebi Paul'un batıl inançları.

- Filmdeki yine aynı sahnede Annie, Paul'un kitaplarını yakmaması durumunda onu yakacağını söylemek için yatağının üzerine o yanıcı maddeden döküyor. Kitapta ise sadece onu aç ve novrilsiz bırakmakla tehdit ediyor.

- Kitapta Annie'nin garip batıl inançlarının üzerinde çok durulmuş. Taslakların yakıldığı sahnede Annie kendisi için önemli olan sayıdaki kağıdı Paul'a teker teker yaktırıyor, geri kalanını kendisi yakıyor. Filmde ise hepsini aynı anda Paul'a yaktırıyor.

- Kitapta Paul odasına girerken tekerlekli sandalyesini odasına sokmakta zorlanıyor, kapının iki yanında izler bırakıyor ve Annie onun evde dolaştığını en başta bu izlerden anlıyor. Filmde böyle birşey yok, filmde mutfağa girerken zorlanıyor ve sandalyesinden inip sürünmek zorunda kalıyor; bu da kitapta yok.

- Filmde araç kazanın olduğu yerde bulunuyor, kitapta kazanın olduğu yerden kilometrelerce ötede.

- Filmde Paul ile Annie romantik bir yemek yiyorlar, Paul Annie'nin şarap kadehine novril tozlarını karıştırıyor. Ancak Annie kazayla kadehi deviriyor. kitapta böyle bir yemekten bahsedilmiyor.

- Filmde Annie'nin tabancası var ve bunu sürekli sergiliyor. Kitapta ise Annie sürekli bir çiftelisi olduğundan bahsediyor ama bu çifteli kitabın başından sonuna kadar ortaya çıkmıyor.

- Kitapta Annie depresyona girince tatlı yemeye başlıyor. Filmde ise annie'nin tatlı düşkünlüğüne değinilmemiş.- Kitapta Annie, Paul'un evde dolaştığını kapı izlerinin yanında kapı kilidindeki kırık tel tokadan anlıyor. Filmde tel toka kırılmıyor.

- Filmde Paul, hatıra defterinin kapağını açık buluyor ve kendi haberinin bulunduğu sayfayı görüyor. Annie de onun defterini okuduğunu defteri yerinden oynatmasından anlıyor. Kitapta hatıra defteri kapalı, Annie defterin kapakları arasına saç telini yerleştiriyor, paul defteri açtığında saç teli kopuyor; annie de kopan saç telinden Paul'u yakalıyor.

- En önemlisi de işkence sahnesi. Kitapta Annie Paul'un sol ayağını baltayla kesiyor. Ayağından çıkan kan Annie'nin yüzüne ve çarşafa sıçrıyor. Filmde ise bukağı vurmak diye birşey var, Annie bunu Paul'un iki ayağına da uyguluyor ve kan akmıyor.

- Kitap Annie'nin evinde dönüyor ve sonuna kadar dışarısını görmüyoruz. Filmde kasabayı, şerif'in ofisini ve Paul'un yayımcısının odasını görüyoruz.

- Filmde canla başla çalışan bir şerif var. Paul'u bulabilmek için onun kitaplarını okuyor, şehirde soruşturmalar yapıyor ve onu Annie'nin kaçırdığına kanaat getiriyor. Bu şerif amcamız gayet yaşlı ve tecrubeli, yine de Annie bunu çiftelisiyle avlıyor. Kitapta ise böyle bir şerif yok, Paul evin önünden geçmekte olan bir polise kendini gösteriyor. Bu polis ise gayet genç ve tecrübesiz olarak anlatılmış. Annie bu polisi önce haç şeklindeki bir direkle delik deşik ediyor, sonra üzerinden çim biçme makinesiyle geçiyor; polisin en son Annie'nin evine gelip kaybolduğunu öğrenen iki polis de Annie'nin evine musallat oluyor.

- Kitapta daktilo e ve t harflerini de atıyor.

- Kitapta Annie, Paul'un bir elinin baş parmağını kesip pasta süslemesi olarak kullanacak kadar ruh hastası. Örneğin depoda yakaladığı bir fareyi parçalayıp kanını içiyor. Filmdeki Annie, kitaptaki annienin yanında melek kalıyor.

- Filmde Paul, Misery'nin dönüşü kitabının asıl taslaklarını ateşe veriyor. Kitapta ise bu kitabını çok sevdiği için yatağın altına tıkıp üstünde başka şeyler yazan kağıtları ateşe veriyor.

- Boğuşma sahnesi kitapta çok daha çarpıcı. Yanan taslakların üzerine atlayan Annie ciddi biçimde yanıyor. Çıkan alevlerden odadaki duvar kağıtları da tutuşuyor. Paul kitabın sözde taslaklarını beş parça halinde Annie'ye yediriyor. Daktiloyu Annie'nin sırtında kırıyor. Annie'yi kırık şampanya şişesinin cam parçalarının üzerine atıyor. Ancak filmde Annie o kadar nefret edilesi biri olmadığından boğuşma sahnesinde Paul bu kadar sert bir intikam almıyor. Paul Annie'yi biraz hırpalıyor ve bir parça kağıt yediriyor, bunun karşılığında Annie Paul'a ateş ediyor ve hayalarını tekmeliyor. Kısacası kitaptaki intikam sahnesi okuyucuya "yeter Paul abartma" dedirtirken filmde bu kadar sert bir intikam söz konusu değil.

- Kitapta iki polis Paul'u kurtarmaya geliyor ve Annie'nin cesedini çiftlikte buluyorlar. Filmde ise Paul'un nasıl kurtulduğu belli değil, Annie'nin öldüğünü de Paul söylemese anlayamıyoruz.

- Film, Paul'un yeni bir kitap yazması ve bu kitabın yayınlanıp bestseller olmasıyla bitiyor. Kitapta ise Paul yazma yeteneğini kaybettiğini düşünüyor, tekrar yazmaya başlıyor ve yazabildiğini görüp sevinçten ağlıyor; kitap da burda bitiyor zaten.

Film Hakkında Notlar

- O zamana kadar pek tanınmamış bir oyuncu olan Kathy Bates ,"Misery" filminde gösterdiği olağanüstü performans ile geniş çapta tanınmış ve artık starlığa terfi etmişti.

- Stephen King 'in romanında Annie Wilkes kaçmaması için Paul'un ayağını keser.Filmde ise bir balyozla ayağını bileklerinden kırar.Bu değişimi yapıp yapmama hususunda senarist ve yönetmen uzun bir süre tartışmışlar.Bu sahne filmin en akılda kalıcı sahnesidir.

Kaynaklar:

Wikipedia
Ekşisözlük


Related Posts with Thumbnails