GQ DVD KULUBU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GQ DVD KULUBU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27.09.2013
..: Minority Report (2002) :..
Geleceği değiştirmek ve işlenecek tüm suçları önceden görüp engellemek onların elinde. Peki ama bu düzen nereye kadar kusursuz işleyecek? Gerçekten de kaderi değiştirmek mümkün mü? Minority Report bu hafta Centilmenler DVD Kulübü’nde.
2002 yılında Steven Spielberg tarafından yönetilen Minority Report’un konusu, Philip K. Dick’in ilk kez 1956 yılında Fantastic Universe dergisinde yayınlanan kısa hikâyesine dayanıyor. Başrollerinde Tom Cruise’un yanı sıra, Colin Farrell, Samantha Morton, Kathryn Morris ve Max von Sydow yer alıyor.
KONU
Yıl 2054 ve Washington’dayız. Dedektif John Anderton, psişik güçlere sahip kâhinlerin ve teknolojik aletlerin de yardımıyla, cinayetleri daha gerçekleşmeden fark edip, suçluları yakalayan, Adalet Bakanlığı’na bağlı özel bir polis biriminin başındadır. Bir gün, Anderton’ın büyük bir güvenle, kusursuz olarak işlediğine inandığı sistem bir anda tamamen tersine döner. Artık başında bulunduğu birim, cinayet suçlamasıyla onun peşindedir. Avcıyken av hâline gelen Anderton, gerçeği ortaya çıkarabilmek ve suçsuz olduğunu kanıtlayabilmek için bu noktadan sonra amansız bir mücadeleye girecektir.
NEDEN İZLEMELİ?
- Blade Runner’dan bu yana 2000’li yılların en başarılı kült-fütüristik filmlerinden biri olduğu için.
- Spielberg’ün çektiği en tempolu ve aksiyonlu filmlerden biri olduğu için.
- Yakın gelecekteki dünyayı ve o zamanın teknolojisini başarılı bir şekilde resmettiği için.
- Tom Cruise’un Vanilla Sky’daki rol arkadaşı Cameron Diaz’ı ve filmin yönetmeni Cameron Crowe’u, metro sahnesinde kısa bir süre de olsa görmek için.
- İlk başta Matt Damon ve Hollandalı aktör Yorick van Wageningen’in de düşünüldüğü Danny Witwer rolünde Colin Farrell’ın başarılı performansını izlemek için.
FİLM HAKKINDA AZ BİLİNEN GERÇEKLER
- Tom Cruise Vanilla Sky filmini bitirdikten sadece birkaç gün sonra bu filme başladı.
- Filmdeki araba fabrikası sahnesi Alfred Hitchcock’un North by Northwest filminde kullanmayı düşündüğü ancak filmde yer almayan bir fikre dayanıyor.
- Iris Hineman rolünü aslında Meryl Streep oynayacaktı ancak vazgeçmek zorunda kaldı.
- Agatha rolü için Cate Blanchett’a teklif götürüldü.
- Philip K. Dick’in yazdığı kısa hikâyede John Anderton kısa boylu, şişman ve keldi. Yani Tom Cruise’un görüntüsüyle hiç alakası yoktu.
- Steven Spielberg fütürist yoga sahnesi için dünyanın dört bir yanından 12 tane başarılı akrobat getirtti.
- Tom Cruise ve Steven Spielberg, filmin bütçesini 100 milyon doların altında tutabilmek için alacakları paranın belli bir miktarından vazgeçti. Bunun yerine filmin hasılatından yüzde 15 pay almayı kabul ettiler.
- Kâhinlerin adları ünlü gizem romanı yazarları Dashiell Hammett, Arthur Conan Doyle ve Agatha Christie’den geliyor.
BU FİLMİ SEVEN BUNLARI DA SEVER
- Blade Runner
- Total Recall
- The Island
- Brainstorm
- I, Robot
20.09.2013
..: Mar Adentro (2004) :..
Bu, yaşamanın bir mecburiyet değil, hak olduğuna inanan Ramon Sampedro’nun hikayesi. Bu, insanların yaşam hakkı kadar ölüm hakkına da sahip olması gerektiğine inananların hikayesi. Mar Adentro / The Sea Inside, küçücük bir odanın içinden açılan penceresiyle bizlere ulaşıyor ve yaşam-ölüm kavramlarını başarılı bir dille sorguluyor.
Yaşama sıkı sıkıya bağlı olduğu halde ölümü tercih eden Ramon Sampedro’nun gerçek yaşam öyküsünü anlatan kitaptan esinlenerek senaryosunu Mateo Gil ile birlikte yazan Alejandro Amenabar, filmin aynı zamanda da yönetmeni. Filmde Ramon Sampedro’yu canlandıran Javier Bardem’e, Belén Rueda, Lola Dueñas ve Mabel Rivera eşlik ediyor.
KONU
Ramon Sampedro, denize ve hayata tutkuyla bağlı biridir. Ancak 20’li yaşlarında başına gelen bir kaza sonucu hayatının bu noktadan sonrasını boynundan aşağısı felçli olarak yatağa bağlı biçimde geçirmek zorunda kalır. Tam 28 yıldır bu şekilde yaşayan Ramon, yaşadığı bu hayatın artık özgürlük olmadığını düşünmekte ve gerçek özgürlüğüne kavuşabilmek için ötanazi istemektedir. Ancak yaşadığı ülkenin yasalarına göre bu imkansızdır. Bu esnada hayatına iki kadın girer. Avukat Julia ve köylü kızı Rosa. Bu iki kadın sayesinde hayatın anlamını bir kez daha hisseden Ramon, yine bu kadınlardan biri sayesinde kurtuluşa ulaşacaktır.
NEDEN İZLEMELİ?
- 77. Akademi Ödülleri ve 62. Altın Küre Ödülleri’nde En İyi Yabancı Film ödülleri ile Goya Ödülleri’nde 14 farklı dalda ödül kazandığı için.
- Filmdeki rolüyle Venedik Film Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülü alan Javier Bardem’in eşsiz oyunculuğu için.
- Nessun Dorma’nın fon müziği olarak kullanıldığı, sinema tarihinin en güzel ve en etkileyici sahnelerinden birini barındırdığı için.
- Bizleri Negra Sombra ile tanıştıran ve filme büyük bir katkı sağlayan mükemmel soundtrack albümü için.
FİLM HAKKINDA AZ BİLİNEN GERÇEKLER
- Film, Ramon Sampedro’nun hayatını anlatan ikinci İspanyol film olma özelliğini taşıyor. Sampedro’nun hayatını anlatan ilk film ise Condenado a vivir.
- Goya Ödülleri’nde, aday olduğu 15 dalın 14’ünde ödülü kucaklayarak, İspanya sinema tarihinin en çok Goya Ödüllü filmi unvanına sahip oldu.
- Belén Rueda, telefonla aranıp Amenabar’ın filminde oynaması için seçildiği söylendiğinde bunun bir şaka olduğunu düşündüğü için telefonu arayanın yüzüne kapadı.
-Filmin İspanya’daki prömiyerinden üç ay önce Amenabar medyayla Bardem’in filmdeki makyajlı hâline aşina olabilmeleri için bir fotoğrafını paylaştı. Bu sayede izleyicilerin filmi izlerken bunun bir makyaj olduğunu unutup, performansına daha fazla dikkat etmelerini sağlamak istedi.
BU FİLMİ SEVEN BUNLARI DA SEVER
- The Diving Bell and the Butterfly
- My Life Without Me
- My Left Foot
- My Sister’s Keeper
- Time to Leave
- The Doctor
- You Don’t Know Jack
13.09.2013
..: Dude, Where’s My Car? (2000) :..
Önceki çılgın geceyi hatırlamadıkları bir sabaha uyanan ahbapların ultra komik hikayesi... Bir nevi Hangover ama akıl ve mantık sınırlarında olmayanından.
Salaklara ve salaklığa gülmeyi seviyorsanız absürd komedilerin şahı Dude, Where’s My Car tam size göre. Başlarına olmadık işler gelen iki kafadarın maceralarını anlatan, Danny Liner’ın 2000 yılında çektiği bu kahkaha tufanının başrollerinde Ashton Kutcher, Seann William Scott, Jennifer Garner ve Marla Sokoloff yer alıyor.
KONU
Çok da zeki olmadıklarını kolayca tahmin edebileceğiniz Jess ve Chester ikilisi bir sabah uyanır ve önceki gece ne yaptıklarını hatırlayamaz. Tek bildikleri bir partide çok sarhoş olduklarıdır. Kendilerine geldiklerinde arabalarını bile bulamazlar. Böylece arabalarını aramak için heyecanlı (ve tabii ki saçma ve komik) bir yolculuğa çıkarlar. Bu esnada hatırlamadıkları olayların yavaş yavaş ne olduğunu da çözmeye başlayacaklardır.
NEDEN İZLEMELİ?
- Sinema tarihinin en şapşal ama en komik diyaloglarına imza attığı için.
- Konusunu 90’ların sonunda yapılması düşünülen ancak vazgeçilen MTV kahramanları Beavis ve Butt-Head'in bir filminden aldığı için.
- Hiçbir şey düşünmeden sadece ve sadece gülmek için.
- Senaryoyu ilk okuduğunda aptalca bulan ve rolü geri çevirmeyi düşünen Ashton Kutcher’ı bile gülme krizine sokup sonunda rolü kabul etmesini sağlayan dövme okuma sahnesi için.
FİLM HAKKINDA AZ BİLİNEN GERÇEKLER
- Şu an This is the End ile gündemde olan ancak o yıllarda Freaks and Geeks ile oyunculuk kariyerinin henüz başındaki Seth Rogen da Jess ve Chester ikilisinden biri olabilmek için seçmelere katıldı ancak elendi.
- Filmdeki kaybolan o meşhur araba Renault 5.
- Kutcher ve Scott’ın birbirlerine sürekli arabanın nerede olduğunu sormaları, The Big Lebowski’de John Goodman ve Jeff Bridges’in bowling salonundan çıkarken birbirlerine arabanın nerede olduğunu sordukları sahneye bir gönderme.
- Filme, Seriously Dude, Where’s My Car adında bir devam filmi yapılması planlansa da proje gerçeğe dönüşmedi.
BU FİLMİ SEVEN BUNLARI DA SEVER
- The Hangover
- The Night Before
- Bill & Ted’s Bogus Journey
- Road Trip
- Harold & Kumar Escape From Guantanamo Bay
- Dumb & Dumber
6.09.2013
..: The Boondock Saints (1999) :..
Adaletin işlemediği yerde adaleti sağlamak onların görevi... Cesur, acımasız ama bir o kadar da inançlarına bağlılar. Karşınızda Şehrin Azizleri.
Troy Duffy’nin 1999 yılında çektiği The Boondock Saints, izleyiciyi “Adalet için öldürmek” tezatıyla başbaşa bırakırken, başarılı oyunculuklar, aksiyon ve mizahtan da mahrum etmiyor.
Adeta süper güçleri olmayan bir süper kahraman hikayesini andıran yapımın başrollerinde The Walking Dead’deki Daryl rolüyle tanıdığımız Norman Reedus, Dexter’ın final sezonunda karşımıza çıkan Sean Patrick Flanery ile Willem Dafoe yer alıyor.
KONU
Boston’da yaşayan Connor ve Murphy kardeşler Tanrı’nın kendilerine dünyayı kötülüklerden korumaları için bir görev yüklediğine inanmaktadır: Boston’un en azılı suçlularını teker teker öldürmek. Ölenler kötü adam olunca, halk pek de paniğe kapılmaz. Aksine onları bir nevi kahraman gibi görmeye başlar. Hatta öyle ki, kardeşlerin peşlerine düşen FBI ajanı Paul Smecker bile onların bu yaptıklarına bir yönden hak verir. Ancak cesur kardeşler gün gelir ve oyunlarını bozdukları bu kötü adamların en kallavisiyle karşı karşıya kalır...
NEDEN İZLEMELİ?
- Serinin 2009 yılında The Boondock Saints II: All Saints Day adıyla gösterime giren ikinci filmine ve yakında çekilmesi beklenen üçüncü filmine iyi bir hazırlık yapmak için.
- Willem Dafoe'nun canlandırdığı ve filmin en renkli sahnelerine imza atan, akla gelmeyecek hınzırlıklar ve sürprizlerle dolu Paul Smecker karakteri için.
- McManus kardeşlerin Ruslarla kavga ettiği bar sahnesinde filmin yönetmeni Troy Duffy’yi görebilmek için.
- Oyuncu David Della Rocco’dan esinlenerek yazılan Rocco karakteri için.
FİLM HAKKINDA AZ BİLİNEN GERÇEKLER
- Tam 32 günde çekildi.
- Patrick Swayze, Stephen Dorff ve Robert De Niro’ya filmde oynamaları için teklif götürüldü ancak hiçbiri kabul etmedi.
- Willem Dafoe’nun canlandırdığı dedektif Paul Smecker karakteri için ilk düşünülen isim Kevin Spacey’ydi.
- Filmin gösterimi 20 Nisan 1999’da meydana gelen Columbine Lisesi Katliamı yüzünden ertelendi.
- Connor’ın sol elindeki “Veritas” dövmesi Latince’de “Hakikat” anlamına gelirken, Murph’nin sağ elinde bulunan “Aequitas” dövmesi “Adalet ve eşitlik” anlamına geliyor.
BU FİLMİ SEVEN BUNLARI DA SEVER
- The Boondock Saints II: All Saints Day
- Snatch
- Death Wish
- Four Brothers
- Reservoir Dogs
- Dexter
30.08.2013
..: Metropolis (1927) :..
86 yıl öncesinden bugünün bilim kurgularına ilham veren bir başyapıt.
İnsanların makinelerle olan dostluğu nereye kadar sürecek? Onlar bir gün insansı robotlara dönüştüğünde neler olacak? Bu sorular size Battlestar Galactica'yı veya Terminator serisini hatırlatabilir. Ama bu konuda kafa yoran ilk yapım aslında Metropolis'ti, hem de sınıf kavgasını da ihmal etmeden...
Senaryosu Avustralyalı-Alman yönetmen Fritz Lang ve eşi Thea von Harbou tarafından 1924’te yazılan, 1926 yılında romanlaştırılan ve 1927 yılında ilk gösterimi gerçekleşen Metropolis, Alman dışavurumcu sinema akımının zamanının çok ötesinde bir örneği.
KONU
İnsanlık yeraltında makinelerle birlikte yaşayan ve çalışan sınıf ile yukarıda daha konforlu ve lüks bir yaşam süren yönetici sınıfı olmak üzere ikiye ayrılmış durumdadır. Bu kapitalist düzende işçiler ve işverenler arasında büyük bir kriz yaşanmaktadır. Bu bölünmüş sosyal yapıyı uzlaştırmanın tek yolu ise bir arabulucudan geçmektedir.
NEDEN İZLEMELİ?
- 7 milyon Reichsmark, yani 2005 değeriyle yaklaşık 200 milyon dolarlık bütçesiyle döneminin en pahalı sessiz filmi olduğu için.
- Lang'in ilk geldiğinde limanda gördüğü New York silüetini model olarak yarattığı ve çekildiği döneme göre oldukça iyi bir tasarıma sahip "geleceğin şehri"ni görmek için.
- Superman’in yaratıcıları Jerry Siegel ve Joe Shuster’ı etkileyip karakterlerinin yaşadığı şehre adını verdiği için.
- Yıldız Savaşları filmindeki C-3PO robotuna da ilham veren sinema tarihinin ilk robotunu görmek için.
- Oldukça rahatsız olmasına ve vücudu kesik ve morluklar içinde kalmasına rağmen Rotwang’in, Fredersen’e robotu gösterdiği sahnede yönetmen Lang'in ısrarı yüzünden mecburen robot kostümü giyen Brigitte Helm için.
FİLM HAKKINDA AZ BİLİNEN GERÇEKLER
- İlk gösterimi 10 Ocak 1927’de Almanya’da yapılan film 1927’nin Ekim ayında İstanbul’da gösterime girecekken hükümet tarafından ateizm propagandası yaptığı ve komünizmi övdüğü gerekçesiyle yasaklandı.
- Adolph Hitler’in en sevdiği filmlerden de biriydi. Naziler tarafından çok beğenildi ve özellikle “arabulucu” simgesi halkın farklı kesimleri arasında dengeyi sağlayacak olan devlet ile özdeşleştirildi.
- Filmde 36 binden fazla figüran kullanıldı. Bunlardan 25 bini erkek, 11 bini kadındı. Figüranların 1100 tanesi kel erkek, 750 tanesi çocuk, 100 tanesi siyahi ve 25 tanesi de Asyalı'ydı.
- Filmden bazı sahneler ünlü İngiliz müzik gurubu Queen’in Radio Ga Ga müzik klibinde yer aldı. Ayrıca ismini bu şarkıdan alan Lady Gaga da Born This Way klibinde bu yapıma bolca selam gönderdi.
- Almanya’da o dönemlerde işsizlik ve enflasyon o kadar kötü durumdaydı ki, filmin yapımcıları sel sahnesinde kötü beslenmiş 500 çocuk bulmakta hiç zorluk yaşamadı.
- Karakterlerden birindeki mekanik sağ el daha sonra Dr. Strangelove filminde taklit edildi.
BU FİLMİ SEVEN BUNLARI DA SEVER
- Sky Captain and the World of Tomorrow
- Battlestar Galactica
- Blade Runner
- I, Robot
- The City of Lost Children
- Brazil
23.08.2013
..: American History X (1998) :..
İki kardeş, yapılan yanlış seçimler ve bedeli ağır olacak bir yanlıştan dönme mücadelesi..
Hayatımızı anlamlı kılan inanç ve düşüncelerin aslında koca bir yalandan ibaret olabileceğini anlamak hiç bu kadar güzel anlatılmamıştı. American History X, sadece anlattıklarıyla değil, başarılı kurgusu ve çarpıcı oyunculuklarıyla da izlemeye değer.
Reklam ve video klip kökenli yönetmen Tony Kaye’in ilk uzun metraj filmi olan American History X’in başrollerinde Edward Norton ve Edward Furlong yer alıyor.
KONU
Babası siyahi bir uyuşturucu satıcısı tarafından öldürüldükten sonra Derek, yaptığı seçimler sonunda bir Neo-Nazi çetesinin önemli bir üyesi hâline gelir. Babasının ölümünün intikamını bu şekilde alacağını düşünen Derek, kendisi gibi olmayanlara karşı saldırılarda ve tacizlerde bulunmaktadır. Bir gece arabasını çalmaya çalışan iki siyahi genci öldürür ve hapse girer. Onu adeta bir kahraman olarak gören küçük kardeşi Danny ise onun izinden gitmeyi seçer. Derek hapiste geçirdiği süre boyunca yaptıklarını sorgular ve dışarı çıktığında bambaşka biri olur. Artık yaptıklarından pişmandır ve bir “dazlak” olmak istememektedir. Bundan sonra tek amacı kardeşini de bu yoldan döndürmek olacaktır.
NEDEN İZLEMELİ?
- “Yaptığın şeyler hayatını daha iyi bir hâle getirdi mi?” sorusunu kendimize sormayı çarpıcı bir şekilde hatırlattığı için.
- Faşizmin insana verdiği zararları gerek fizyolojik gerek psikolojik açıdan gerçekçi bir biçimde aktardığı için.
- Edward Norton’ın bu filmden tam bir yıl sonra çekeceği Fight Club’daki oyunculuğunu bile gölgede bırakan ancak Oscar’ı La vita è bella’da oynayan Roberto Benigni’ye kaptırdığı başarılı performansı için.
- Irkçılık eleştirisinin yanında insanların ideolojilere olan yaklaşımını da eleştirmeyi başardığı için.
- Bir insanın yaşadıkları sonucunda düşüncelerindeki ve hayatındaki değişimi en doğru şekilde yansıtmayı başardığı için.
FİLM HAKKINDA AZ BİLİNEN GERÇEKLER
- Filmden önce Edward Norton ve Edward Furlong rolleri için kafalarını kazıttılar. Edward Norton ayrıca film için vücut çalışıp 15 kg kas yaptı.
- Danny ve Derek’in, Danny okula gitmeden önce kahvaltı ettikleri restoran The Big Lebowski’deki meşhur ayak parmağı sahnesinin çekildiği aynı restoran. Johnie’s Coffee Shop adındaki bu yer, Los Angeles, Wilshire ve Fairfax’te bulunuyor ve sadece film çekimleri için açılıyor.
- Derek Vinyard rolü önce Joaquin Phoenix’e teklif edildi ancak aktör filmin konusunu antipatik bulduğu için projeyi geri çevirdi.
- Danny’nin ödevinin sonunda yer alan alıntı cümleler Abraham Lincoln’ün 4 Mart 1861’deki ilk başkanlık yemin töreni konuşmasında geçiyor.
- Edward Norton filmin yeniden montajlanmasını ve kendi sahnelerinin biraz daha uzatılmasını istedi. Bunun üzerine yönetmen Tony Kaye adını filmden çıkarıp Alan Smithee takma ismini kullanmak istedi. (Alan Smithee Amerika’da isimlerinin filmlerden çıkarılmasını isteyen yönetmenlerin kullandığı bir mahlas ve ilk kez 1969 yılında Death of a Gunfighter filminde kullanıldı.)
BU FİLMİ SEVEN BUNLARI DA SEVER
- The Believer
- This is England
- Adam's Apples
- Romper Stomper
- Oi! Warning
- 25th Hour
16.08.2013
..: Cronos (1993) :..
Vampirler 'cool' olup ayağa düşmeden çok öncelere ait bir film, hem de Hobbit serisinin senaristlerinden Guillermo del Toro'nun kaleminden ve objektifinden...
"Vampir" denince aklınıza lise kapısında kız bekleyen günümüzün parlayan vampirleri ya da Kont Drakula geliyorsa endişe etmeyin, Cronos o bildiğiniz vampir filmlerinden değil. O kadar ki bir buçuk saati aşkın süresi boyunca bir kere bile o kelimeyi zaten duymayacaksınız.
Pek çok ülkede özgün adıyla gösterilen 1993 yapımı Cronos, özgeçmişi El laberinto del fauno ve Hellboy gibi yapımlarla dolu
Guillermo del Toro’nun daha 29 yaşındayken senaryosunu yazdığı ve yönettiği ilk filmi. Başrollerde Federico Luppi ile Ron Perlman’ın yer aldığı bu gotik korku, 2 milyon dolarlık bütçesiyle döneminin en pahalı Meksika filmi.
KONU
Jesus Gris, bir antika dükkanında çalışırken bir gün tesadüf eseri yaklaşık 450 yıl önce üretilmiş mekanik bir kapsülle karşılaşır. Bu kapsül, onu kullanan kişiye gençlik ve güç kazandırmaktadır. Ancak bu kapsülün iyi özelliklerinin yanında, kötü bir tarafı da vardır. Kapsül kullanıldıkça, insanda kana karşı bir açlık hissi uyandırmaktadır. Gris zaman geçtikçe karşı koyamadığı bu kapsülün esiri olacak ve yavaş yavaş bir kan emiciye dönüşmeye başlayacaktır.
NEDEN İZLEMELİ?
- Del Toro'nun filmin Hollywood yapımlarına uygun bir yapısı olmadığı gerekçesiyle Universal'ın teklifini reddetmesiyle birlikte asla bir Hollywood versiyonunu izleyemeyeceğiniz için.
- İlk gösteriminin yapıldığı Cannes Film Festivalinde Mercedes-Benz Ödülü başta olmak üzere pek çok festival ve yarışmada 21 ödül daha aldığı için.
- Ron Perlman’ın bütçenin artmaması için ücretinden büyük fedakarlıkta bulunarak del Toro ile başlayacak dostluklarına ve ikilinin ilerideki projelerine ön ayak olan yapım olduğu için.
- Sıradan bir vampir filminden ziyade ölümsüzlük temasıyla yoğrulduğu ve vampirlere insani yönleriyle yaklaştığı için.
FİLM HAKKINDA AZ BİLİNEN GERÇEKLER
- Guillermo del Toro senaryoyu yazmaya 1984’te başladı ve o zamanlar filmin adı “Vampire of the Grey Dawn”dı.
- Filmdeki mekanik objeler ve özel efektler del Toro’nun kendi özel efekt şirketi Necropia’ya yaptırıldı ve günümüzde artık mevcut olmayan bu şirket yaklaşık 15 yıl kadar faaliyet gösterdi.
- Filmin başında Jesus Gris'in evinin dış plan çekiminde, yönetmen Guillermo del Toro eşiyle köpek gezdirirken görülüyor.
- Jesus Gris rolü aslında Max von Sydow için yazıldı.
BU FİLMİ SEVEN BUNLARI DA SEVER
- Låt den rätte komma in
- Dark City
- Videodrome
- The Hunger
- El espinazo del diablo
2.08.2013
..: The Big Lebowski (1998) :..
Gelin sizi dünyanın en rahat, en rahatsız ve umarsız adamıyla tanıştıralım. Ne dersiniz?
"Üşeniyorum öyleyse yarın" felsefesindeki bir adam bile cebren ve hileyle hiç ummadığı bir maceraya sürüklenebilir. Ethan ve Joel Coen biraderler tarafından yazılıp yönetilen 1998 yapımı The Big Lebowski tam da bunu anlatan bir komedi silsilesi . Başroldeki "Ahbap" Jeff Bridges'e John Goodman, Steve Buscemi ve Julianne Moore eşlik ediyor.
KONU
Jeffrey Lebowski kendi hâlinde yaşayan, umarsız ve bir o kadar da rahat bir adamdır. Bir gün bir yanlışlık sonucu kendisini bir milyonerle karıştırırlar. Bu milyonerin karısına ait olan borçlar ödenmemiştir ve bu yüzden gangsterlerden dayağı yiyen ve çok değerli halısı zarar gören Lebowski olur. Bu yanlış anlaşılmanın en kısa zamanda çözülmesini isteyen Lebowski, kendisiyle aynı adı taşıyan bu milyonerle konuşmak için adamın malikânesine gitmek zorunda kalır ve asıl macera başlar.
NEDEN İZLEMELİ?
- Sinema tarihinin en vurdumduymaz ve en sempatik karakterini izlemek için.
- 2006 yılında Premiere tarafından “Gelmiş Geçmiş En İyi 50 Komedi Filmi”nden biri seçilen bir komediyi ıskalamamak için.
- Kendilerine özgü sinema anlayışlarıyla ünlü Coen biraderlerin filmografisinin içinde bile kendine has bir yere sahip olduğu için.
- Bob Dylan’dan Elvis Costello’ya, Nina Simone’dan Gipsy Kings ve Dean Martin'e güçlü sesler ve keyifli şarkılar barındıran soundtrack'i için.
- Filmde performansıyla başroldeki Jeff Bridges ile bile yarışan John Goodman’ın en sevdiği film olduğu için.
FİLM HAKKINDA AZ BİLİNEN GERÇEKLER
- Senaryo Jeff Bridges, John Goodman, Steve Buscemi ve Sam Elliott’ın oynayacağı düşünülerek yazıldı.
- Tara Reid'in canlandırdığı Bunny Lebowski için daha önce Charlize Theron düşünüldü.
- Ahbap’ın giydiği kıyafetlerin çoğu Jeff Bridges’in kendi kıyafetleri. Hatta giydiği sandaletler bile.
- Ahbap film boyunca dokuz adet White Russian kokteyli içiyor.
(Canı çekenler ve çekecekler için: White Russian; iki ölçek kahlua, iki ölçek votka, iki ya da üç ölçek süt ile yapılıyor. Tabii buz eklemek de şart!)
BU FİLMİ SEVEN BUNLARI DA SEVER
- Harold & Kumar Go to White Castle
- Burn After Reading
- Paul
- Pineapple Express
- Kiss Kiss, Bang Bang
31.07.2013
..: Das Leben Der Anderen (2006) :..
Kendilerine dikte edilen hayatı reddeden tüm iyi insanlara ve o insanlara özlem duyanlara...
Bir utanç duvarının bir ülkeyi ve halkı ikiye böldüğü zamanlardan kalma ama izleyen herkese kendini sorgulatacak, bugünden de tanıdık bir cadı avı öyküsü. Sydney Pollack tarafından Hollywood çevrimi de planlanan ancak usta yönetmenin ölümü nedeniyle bu versiyonu rafa kalkan Das Leben Der Anderen (Başkalarının Hayatı) bu haftaki konuğumuz. Senaristi ve yönetmenliğini Florian Henckel von Donnersmarck'ın yaptığı 2006 tarihli filmin başrollerinde Martina Gedeck, Ulrich Mühe ve Sebastian Koch yer alıyor.
KONU
1984 yılında, Doğu Almanya’da, iktidarın meşrutiyetini devam ettirebilmek için gizli bir istihbarat servisi bulunmaktadır. Stasi adındaki bu istihbarat servisinde çalışan ve bunun yanında bu gizli örgütün akademisinde dersler veren üst düzey kıdemli eleman Yüzbaşı Gerd Wiesler’e bir gün Kültür Bakanı Bruno Hempf tarafından rejim karşıtı olabilecekleri düşünülen sanatçı bir çifti dinleyip takip etme görevi verilir. Bu noktadan sonra Wiesler, bu çiftin hayatlarına ortak olacak, gün geçtikçe yaptığı işi sorgulayacak ve duyduğu pişmanlık ona aslında yapmaması gereken şeyleri yaptıracaktır.
NEDEN İZLEMELİ?
- Didaktik bir rejim eleştirisi yapmak yerine karakterlerinin ruh hâllerine odaklandığı için.
- En İyi Yabancı Film Oscar’ı da dahil olmak üzere, BAFTA, Bodil ve César Ödülleri’nin yanında çeşitli yarışma ve festivallerde 58’e yakın ödül kazandığı için.
- Yüzbaşı Gerd Wiesler’in karakterindeki değişimlerin başlangıcını temsil eden, Gabriel Yared’in bu film için özel olarak bestelediği Die Sonate vom guten Menschen (İyi Bir İnsan İçin Sonat) parçasını dinlemek için.
- Doğal oyunculukları ve sizi derinden etkileyecek sonu için.
FİLM HAKKINDA AZ BİLİNEN GERÇEKLER
- Oyuncuların normal ücretlerinin yüzde 20’siyle oynamayı kabul etmeleri sayesinde filmin toplam bütçesi sadece iki milyon dolara geldi.
- Dreyman’ın makalesinin yer aldığı Der Spiegel dergisinin kapağı film için özel olarak tasarlandı.
- Filmin sonunda Berlin Duvarı’nın yıkıldığını anons eden ses yönetmen Florian Henckel von Donnersmarck’a ait.
- Filmde kullanılan elektronik dinleme ve kayıt cihazları gerçekten de Stasi istihbarat teşkilatı tarafından o tarihlerde kullanılan cihazlardı ve çekimler için özel olarak müze ve koleksiyonculardan temin edildi.
- 2006 yılında Alman Film Ödülleri tarafından en çok dalda ödüle aday gösterilen (11 dalda) film olarak bir rekora imza attı.
BU FİLMİ SEVEN BUNLARI DA SEVER
- The Conversation
- The Dancer Upstairs
- The Adjustment Bureau
- Notes on a Scandal
- Good Bye Lenin!
25.07.2013
..: Im Juli. (2000) :..
Temmuz'u "Temmuz'da"yı atlayıp geçmek olmazdı. Fatih Akın'ın unutulmaz yol masalına siz de buyurun.
Bu hafta Centilmenler DVD Kulübü’nde hayatının aşkına ulaşmak isteyen bir adamın cesaret isteyen güneş dolu yolculuğu var. Almanya’da yaşayan ödüllü yönetmen Fatih Akın’ın 2000 yılında çektiği film, romantik komedi türünün kalıpları dışına fazla çıkmamasına rağmen, keyifli yolculuk teması, samimiliği ve başarılı kurgusuyla oldukça özenli bir çalışma. Başrollerde de Moritz Bleibtreu, Christiane Paul, Mehmet Kurtuluş ve İdil Üner’i görmek de cabası.
KONU
Daniel, sosyal hayatı pek olmayan içine kapanık bir fizik öğretmenidir. Bir gün evine gittiği her zamanki yolu kullanırken onu uzun zamandır izleyen ve takılar satan Juli’den bir yüzük satın alır. Juli aldığı bu yüzüğün ona şans getireceğini ve aradığı aşkı bulacağını söyler. Gerçekten de aynı gece Daniel, Melek adındaki bir Türk kızına sırılsıklam aşık olur ve onun peşinden İstanbul’a gitmeye karar verir. Ertesi gün tesadüfen Juli ile karşılaşan Daniel’ın yolculuğu Juli'nin de katılmasıyla benzersiz bir deneyime dönüşür.
NEDEN İZLEMELİ?
- İnsana kendini iyi hissettiren bir “feel good movie”nin ötesinde izleyiciyi de yola ortak eden samimiyeti için.
- İçinizdeki plansız, dönüşsüz yola çıkma arzusunu kamçılamak için.
- Yönetmen Fatih Akın’ı da bir sınır görevlisi rolünde filmde görebilmek için.
- Sinema tarihinin en güzel ilan-ı aşk sahnelerinden birine tanık olmak için.
- Kumsal sahnesinde İdil Üner'den bir kere dinledikten sonra bir daha asla dinlemekten vazgeçemeyeceğiniz "Güneşim" şarkısı için.
FİLM HAKKINDA AZ BİLİNEN GERÇEKLER
- Filmde Daniel’in öğretmenlik yaptığı lise Fatih Akın’ın mezun olduğu lise.
- Romanya ayağındaki sahnelerin fotoğraflardan ibaret olmasının sebebi aslında Romanya hükümetinin çekim yapılmasına izin vermemesi.
- Daniel ve Juli’nin “Blue Moon”u söyledikleri sahnede ikilinin The Cure’dan “Friday I’m In Love”ı söylemeleri planlanıyordu ancak şarkının telif ücreti yüksek olduğu için “Blue Moon”da karar kılındı. Bu değişiklik senaryoya son anda eklenince sahnedeki tüm konuşmalar da bu doğrultuda değiştirildi.
BU FİLMİ SEVEN BUNLARI DA SEVER
- Little Miss Sunshine
- Wristcutters: A Love Story
- Amelie
- Something Wild (1986)
- It Happened One Night
19.07.2013
..: Nineteen Eighty-Four (1984) :..
Gezi olayları sırasında sıkça gönderme yapılan ve ardından Duran Adam eylemlerinde eylemcilerin sıkça elinde gördüğümüz 1984'ün film adaptasyonu bu haftaki konuğumuz.
Gerçek ve kurgunun arasındaki çizginin transparana yaklaştığı günlerden geçerken 1984'ü anmamak olmazdı. İlk kez 8 Haziran 1949 yılında basılan, George Orwell’in çok satan romanından beyaz perdeye uyarlanan ve distopik filmlerin en önemlilerinden biri olarak kabul edilen yapımın yönetmen koltuğunda Michael Radford otururken, başrollerinde John Hurt, Richard Burton ve Suzanna Hamilton yer alıyor.
Orwell'ın komünizme karşı propoganda amacıyla CIA desteğiyle yazdığı iddiaları çok tartışılsa da, eser kıymetinden değer götürmemiş gözüküyor ki 21. yüzyıl uyarlaması da yolda. Noah Oppenheim’ın senaryosu için çalışmalara başladığı proje, Imagine Entertainment tarafından hayata geçirilecek.
KONU
Distopik bir gelecekte, Üçüncü Dünya Savaşı'nın henüz sonlandığı zamanlardayız. Dünyanın en büyük devleti Okyanusya, günümüz Londra’sının yerine kurulmuş durumda. Bu korku imparatorluğunda yaşayan herkes yönetimin buyurduğu her şeye harfiyen uymak zorunda. İnsanların kitap okuması hatta aşık olması bile yasak.
Hükümetin haberleşme ve sansür işlerinin yürütüldüğü bölümünde çalışan Winston Smith’in görevi ise tıpkı diğer çalışanlar gibi halkı türlü yalanlarla uyutmak ve sahte gerçeklikler yaratmaktır. Gün gelip Okyanusya’daki her şeyin kocaman bir yalandan ibaret olduğunu öğrendiğinde ise, vatanseverliğini ve tüm hayatını geçirdiği bu sahte dünyayı sorgulamak zorunda kalacaktır.
NEDEN İZLEMELİ?
- Özgürlük kavramını ve aslında ne kadar özgür olup olmadığımızı bize sorgulattığı için.
- Bu korkunç distopyanın özel hayatın hiçe sayıldığı, telefonların dinlendiği, sokak kameralarıyla izlendiğimiz, hatta sosyal medyada paylaştığımız fikirlerle suçlanmaya başladığımız bugünden aslından pek de uzak olmadığını görmek için.
- Belki telekinezi olmadan ama tek yönlü propaganda ve sansürle bir toplumun nasıl programlanabileceğini gösterdiği için.
- Bir komünizm distopyası olarak yazılan romanın içinde yaşadığımız sistemde de adım adım gelişebildiğine tanık olabilmek için.
- Big Brother karakteriyle Türkiye'de de Biri Bizi Gözetliyor adıyla yayınlanan TV programına isim babalığı yaptığı için.
FİLM HAKKINDA AZ BİLİNEN GERÇEKLER
- George Orwell bu romanı 1947-1948 yılları arasında İskoçya’da veremle boğuşurken yazdı.
- Roman The Last Man in Europe / Avrupa’daki Son Adam adıyla yazıldı ancak ABD ve Birleşik Krallık’taki yayımcısı pazarlama sorunları nedeniyle romanın adını Nineteen Eighty-Four / Bin Dokuz Yüz Seksen Dört olarak değiştirdi.
- Richard Burton O’Brien rolü için düşünülen dördüncü kişiydi. Aynı zamanda bu film Richard Burton’ın son filmidir. O’Brien rolü için ayrıca Paul Scofield, Sean Connery ve Anthony Hopkins de düşünüldü.
- Filmdeki pek çok sahne Winston Smith’in günlüğünde belirtilen tarihlerde çekildi. Mesela Smith’in günlüğüne 4 Nisan 1984’te yazdığı yazının olduğu sahne gerçekten de 4 Nisan 1984’te çekildi.
BU FİLMİ SEVEN BUNLARI DA SEVER
- Equilibrium
- Brave New World
- Fahrenheit 451
- V for Vendetta
- Code 46
- Brazil
12.07.2013
..: Drive (2011) :..
Sessiz, mimiksiz ama bir o kadar da tehlikeli. Los Angeles sokaklarında isimsiz bir sürücünün hikâyesi...
1996 yılında Pusher’ı, 2003 yılında Fear X’i, 2008 yılında da Michael Peterson’ın gerçek yaşam öyküsünden uyarlanan Bronson’ı çeken Danimarkalı yönetmen Nicolas Winding Refn karşımıza bu sefer James Sallis’in romanından Hossein Amini tarafından uyarlanan cool’luğun sınırlarını zorlayan bir sürücünün hikayesiyle çıkıyor. Başrollerde de Ryan Gosling, Carey Mulligan, Bryan Cranston, Albert Brooks ve Ron Perlman yer alıyor.
KONU
Drive, gündüzleri araba tamirciliği ve Hollywood filmlerindeki araba kovalamacalarında dublörlük yapan, geceleri ise organize soygunların sürücüsü olan isimsiz bir karakterin gerçek anlamda kimliğini oluşturma hikayesi. Bu pek konuşmayan, gerekmedikçe gözünü bile kırpmayan, sırtından akrep işlemeli ceketini hiç çıkarmayan Sürücü’müzün yasa dışı hayatı, güzel komşusu Irene’in hapisteki kocasına yardım etmeyi kabul etmesiyle daha da tehlikeli bir hâl alır. Artık Los Angeles’ın en tehlikeli adamlarının hedefindedir. Bu noktadan sonra hem kendi hayatını, hem de Irene ve oğlunun hayatını kurtarmak için tek çaresi vardır. En iyi bildiği şeyi yapmak: Otomobil sürmek...
NEDEN İZLEMELİ?
- 60’lı yılların Eastwood’una, 70’li yılların McQueen’ine benzeyen gizemli sürücüye hayat veren Ryan Gosling’i en karizmatik performansında görmek için.
- Hem otomobile ilgisi hem ehliyeti bile olmayan, hatta Los Angeles hakkında da hiçbir şey bilmediği için zamanının büyük bir kısmını şehri tanımak için Ryan Gosling ile birlikte geçiren Refn’in bir an bile teklemeyen yönetmenliği için.
- Filmin başında çalan ve editör Mat Newman tarafından önerilen, 80’ler havasını sonuna kadar yansıtan Kavinsky imzalı Nightcall parçası için.
- Doğru müzik ve ışık kullanımları, karakterlerin aceleleri yokmuşçasına yavaş, dingin hareketleri sayesinde oluşan sofistike havası için.
- Ryan Gosling ve Carey Mulligan’ın sahnelerde karakterlerinin ruh hâllerini daha ön planda tutmak istemesi sonucu replikleri söylemeyi redderek ortaya çıkardıkları uzun sessizliklerde kaybolmak için.
FİLM HAKKINDA AZ BİLİNEN GERÇEKLER
- Sürücü rolü için ilk başta Hugh Jackman düşünülüyordu, sonradan onun yerine Gosling seçildi.
- Yönetmen koltuğu için ilk aday Neil Marshall'dı ancak Nicolas Winding Refn’de karar kılındı. Gosling’i proje için seçen de Refn oldu.
- Ryan Gosling rolüne hazırlanırken filmde kullandığı 1973 model Chevy Malibu’yu kendi tamir etti.
- Ryan Gosling’in filmde giydiği ceketin arkasında bir akrep motifi bulunuyor. Gosling 12 Kasım 1980 doğumlu bir akrep burcu.
- Filmde Ryan Gosling’in canlandırdığı karakterin adı hiç söylenmiyor. Film boyunca kendisine ya “Evlat” ya da “Sürücü” deniyor. Filmin bitiş jeneriğinde bile karakter “Sürücü” olarak belirtiliyor.
- Filmde “Akrep ve Kurbağa” hikayesine gönderme yapılıyor. Fabla göre kurbağa akrebi nehrin diğer ucuna taşımayı kabul ediyor. Akrep doğasında olduğunu söyleyerek kurbağayı ısırıyor ve ikisi de boğuluyor. Sürücü kurbağa gibi görülebilir. Arabasında suçluları taşıyor ve sonunda onların zararlı dünyalarının içine sürükleniyor. Sürücü’nün ceketinin arkasında akrep işlemesi bulunuyor.
BU FİLMİ SEVEN BUNLARI DA SEVER
- The Driver
- Thief
- Taxi Driver
- The French Connection
- Ronin
5.07.2013
..: About A Boy (2002) :..
Bir gün bir çocuk bir adamın bütün hayatını değiştirebilir. O çocuk kendi çocuğu olmasa bile...
High Fidelity’nin de yazarı olan İngiliz yazar Nick Hornby’nin 1998 yılında yazdığı aynı adlı kitabından uyarlanan 2002 yapımı About A Boy, bağlanma problemi olan bekâr bir adamın baba özlemi çeken küçük bir çocukla olan eğlenceli ve bir o kadar da komik hikâyesini anlatıyor. En İyi uyarlama Senaryo dalında Oscar’a aday gösterilen, yönetmenliğini Chris Weitz ve Paul Weitz kardeşlerin yaptığı filmin başrollerinde ise Hugh Grant, Toni Collette, Nicholas Hoult ve Rachel Weisz yer alıyor.
KONU
40’ların eşiğindeki Will Freeman, Londra’da yaşayan, zengin, yakışıklı ve sorumsuz bir bekârdır. İkili ilişkilerini tek geceyle sınırlamayı tercih eden Will yine güzel kadınlarla tanışmak için “bekâr anne baba” dayanışma gruplarından birinin toplantısına katılınca hayatını değiştiren biriyle tanışır. Kadınların kendisine bağlanmasından köşe bucak kaçan Will’in karşısında bu kez onu bir baba olarak görüp çok seven ve sürekli onunla vakit geçirmek isteyen Marcus vardır.
NEDEN İZLEMELİ?
- Hugh Grant’in belki de en iyi performasına tanık olmak için.
- Jack the Giant Slayer, Warm Bodies filmlerinin ve İngiliz dizisi Skins’in genç yıldızı Nicholas Hoult’un çocukken de harikalar yarattığına şahit olmak için.
- Hugh Grant’in Nicholas Hault ile birlikte Killing Me Softly’yi söylediği unutulmaz sahne için.
- Badly Drawn Boy tarafından hazırlanan harika soundtrack albümü için.
- İnsanın olgunlaşması ve büyümesi için aynı zamanda biraz da çocuk kalması gerektiğini anlattığı için.
FİLM HAKKINDA AZ BİLİNEN GERÇEKLER
- Brad Pitt, Will Freeman rolünü böylesine çekici bir adamın kadınlarla tanışmak için kendisini bekâr bir baba gibi göstermesinin mantıksız olduğunu düşündüğü için rolü geri çevirdi. Ancak kendisini filmde Will’in evindeki bir derginin kapağında görebilirsiniz.
- Filmin başında Marcus annesini canlandıran Toni Collette'i kasrederek eğer Haley Joel Osment olsaydı ona bakabileceğini söylüyor. Toni Collette, The Sixth Sense filminde de Haley Joel Osment’ın annesi rolündeydi.
- Filmde Will’in söylediği ve Jon Bon Jovi’ye atıfta bulunduğu “Hiç kimse bir ada değildir” cümlesi John Donne'ın 1624 tarihli eseri “Meditasyon XVII”den alıntı.
- About a Boy'un NBC’de 2013-2014 sezonunda dizi versiyonu yayınlanmaya başlayacak. Dizinin başrollerinde ise David Walton, Minnie Driver ve Benjamin Stockham’ın yer alacağı da kesin.
BU FİLMİ SEVEN BUNLARI DA SEVER
- 3 Men and a Baby
- She’s Having a Baby
- Martian Child
- A Simple Twist of Fate
- Big Daddy
- Jerry Maguire
27.06.2013
..: The Apartment (1960) :..
Kurumsal kültür ahlak(sızlığ)ı ve kadın erkek ilişkilerini bir garsoniyere sıkıştırıp zeki diyaloglarla buluşturan ince bir komedi.
10 dalda aday gösterildiği Oscar’larda en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi senaryo da dahil olmak üzere toplam beş dalda ödül almış The Apartment, Billy Wilder’ın 1960 yılında yazıp yönettiği bir beyaz perde klasiği. Başrollerinde ise Jack Lemmon ve Shirley MacLaine yer alıyor.
KONU
C.C. Baxter kendi hâlinde, sıradan bir ofis çalışanıdır. Onu farklı kılan tek yanı ise evinin anahtarını kendinden daha üst mertebedeki yöneticilere verip garsoniyer olarak kullandırmasıdır.Bir gün hoşlandığı asansör operatörü Fran Kubelik’in, patronu Bay Sheldrake ile birlikte olduğunu ve kendi evini kullandıklarını fark eder ve oldukça şaşırır. Sheldrake tarafından terk edilince intihara teşebbüs eden Kubelik, Baxter’ın yardımıyla hayatta kalır. Bu noktadan sonra ise işler daha da karışacaktır.
NEDEN İZLEMELİ?
- 2006 yılında Premiere tarafından “Tüm Zamanların En İyi 50 Komedi Filmi”, arasına seçilirken 2007 yılında ise Amerikan Film Enstitüsü tarafından “Tüm Zamanların En İyi Filmleri” listesinde 80. sırada yer aldığı için.
- Gerçekçi ve samimi oyunculukları için.
- Belki de Woody Allen'a ilham veren ince ve zekâ dolu uzun diyalogları için.
- 11 yıl önce The Romantic Age'te kullanılan ancak bu film ile parlayan Charles Williams bestesi The Jealous Lover adlı parça için.
FİLM HAKKINDA AZ BİLİNEN GERÇEKLER
- Billy Wilder'ın filmin hikâyesi için esin kaynağı 1945 tarihli Brief Encounter filmindeki bir sahneydi. Söz konusu sahne Doktor Alec’in gizli aşkı Laura ile baş başa kalabilmek için bir arkadaşının evini kullanmasıyla ilgiliydi.
- Oyun yazarı Neil Simon, Broadway müzikali “Promises, Promises”ı bu filmden uyarlayarak yazdı. Müzikal 1968-1972 yılları arasında tam 1281 kez sahnelendi. 1988 yılında Meksikalı yönetmen Victor Ugalde “Para que dure no se apure” adıyla filmi yeniden çekti.
- C.C. Baxter’ın adındaki C.C. Calvin Cliffor’un kısaltmasıdır.
- Filmin unutulmaz son repliği senaristler tarafından sette son anda yazılmıştır.
- Shirley MacLaine’in resmi web sitesindeki bilgilere göre senaryonun büyük bir bölümü film çekim sürecindeyken yazıldı.
BU FİLMİ SEVEN BUNLARI DA SEVER
- Para que dure no se apure
- Last of the Red Hot Lovers
- Graduate
- Singles
- Breakfast at Tiffany's
- Sunset Boulevard
21.06.2013
..: Dalkomhan insaeng (2005) :..
Şeytanın favori günahı kibirse, sinemanınki kuşkusuz intikamdır. Acı Tatlı Hayat da tam bu filmlerden...
Kendi yazıp yönettiği ilk uzun metraj filmi “Jangwa, Hongryeon / Karanlık Sırlar” ile tanıdığımız yönetmen Jee-woon Kim’in ikinci filmi Dalkomhan Insaeng / A Bittersweet Life, yine yönetmenin kaleminden çıkan 2005 yapımı baştan sona sert, coşkulu ama bir o kadar da dokunaklı olan usta bir Güney Kore filmi.
KONUSU
Bay Kang son derece lüks bir otelin sahibi olan bir mafya adamıdır. Bu otelde çalışan Sun-woo ise onun bir numaralı adamıdır. Çok çalışkan ve başarılı olduğu için de Bay Kang için çok değerlidir. Bay Kang’ın kendisine karşı büyük bir zaafının olduğu son derece genç ve hoş bir sevgilisi vardır. Bir gün sevgilisinin kendisine ihanetinden şüphelenerek onu takip ettirmek ister ve bu görevi Sun-woo’ya verir. Evet, gerçekten bir ihanet vardır ve kadının yaptığı bu hatanın bedeli ölüm cezasıdır. Ancak Sun-woo bunu yapmak yerine kadını ve gizli aşkını serbest bırakıp patronuna da hiçbir şey söylemez. Ters giden bir şeyler olduğunu fark eden Bay Kang, kendisine yalan söylendiğini anlar ve işler bu noktadan sonra çok daha sert bir hâle gelir.
NEDEN İZLEMELİSİNİZ?
- İntikam ve aşkı mafya ile de bağdaştırarak başarılı bir biçimde sunduğu için.
- Klasik müziğin kavga ve dövüş sahnelerine ne kadar yakıştığını görmek için.
- Filmin başında ve sonunda yer alan Budist kıssalar için.
- Sun-woo’nun etkileyici hayali dövüş sahnesi için.
BU FİLMİ SEVEN BUNLARI DA SEVER
- I Saw The Devil
- Memories of Murder
- Road To Perdition
- The Punisher
- Eastern Promises
24.05.2013
..: Office Space (1999) :..
Ofisin dar alanlarında daralan masum çalışanlara ilaç gibi bir mola...
Ofisin onları iş yerinin çekilmez ortamından ayıramadığı ama kapana kısacak kadar heybetli paravanlarının arasına sıkıştırdığı insanlar... Onlara bir milyon dolarlık bir rüya vadetseniz, ne yaparlar?
Yönetmenliğini Mike Judge’ın yaptığı ve başrollerinde Ron Livingston, Jennifer Aniston, David Herman, Ajay Naidu ve Gary Cole’un oynadığı Office Space, işinden ve hayatının gidişatından hiç memnun olmayan bir adamın komik hikayesi.
KONU
Initech firmasında çalışan Peter Gibbons, çalıştığı işten hiç de memnun olmayan, adeta orta yaş krizine erken adım atmış, kendisini çalıştığı şirket için heba eden biridir. Her günü birbirinin aynı geçmektedir ve Peter bu bitmek tükenmek bilmeyen rutinden çok ama çok sıkılmıştır. Özel hayatı da istediği gibi gitmeyen Peter artık bu gidişe bir son vermek, hayatını baştan aşağı değiştirmek istemektedir. Bu değişimi gerçekleştirmesi için de yapmayı düşündüğü tek bir şey vardır. Çalıştığı şirketten en yakın arkadaşlarının da yardımıyla para sızdırmak.
NEDEN İZLEMELİ?
- Rutin ofis hayatını yaşayan insanların dramını trajikomik bir dille sıkmadan anlattığı için.
- Ofiste çalışan her canlının hayallerini süsleyen yazıcı parçalama sahnesi için.
- Filme ilhamını veren Saturday Night Live çıkışlı animasyon karakteri Milton'ı kanlı canlı bir ofis çalışanı olarak görme şerefine erişmek için.
- O yıllarda yayınlanan Friends'le birlikte popülaritesinin zirvesindeki Jennifer Aniston için.
- Neredeyse tüm sahnelerde elinden kahveyi eksik etmeyen ve “Seks yaparken kahve içen” adam olarak hafızalara kazınan Gary Cole’un oynadığı Bill Lumbergh karakteri için.
FİLM HAKKINDA AZ BİLİNEN GERÇEKLER
- Gişede az hasılat yapsa da film video satışları sayesinden kült statüsüne erişti. Judge'a “Office Space 2: Still Renting” adında bir devam filmi önerildi ancak ilki sayesinde yeterince eziyet çektiğini söyleyen yönetmen teklifi reddetti.
- Peter toplantı odasındayken arkasında bulunan beyaz tahtada karmaşık bir akış şeması var. Başında ise “Planlamayı planlamak” yazıyor.
- Jennifer Aniston’ın oynadığı karakter Joanna adı aynı zamanda Aniston’ın ikinci adı.
- Chotchkie restoranı çekimlerinin yapıldığı mekanda gerçekten de Austin, Teksas’ta yer alan “The Alligator Grille” adında bir restoran. Bu restoran 2009’da kapandı.
BU FİLMİ SEVEN BUNLARI DA SEVER
- Horrible Bosses
- Extract
- Idiocracy
- The Company Men
- The Office (TV dizisi)
17.05.2013
..: Das Boot (1981) :..
Savaş ve hayat kadar birbirinin içinde ve zıt iki kavramı iki buçuk saate sığdırarak ait olduğu türü şekillendiren bir yapım.
Bir askerin asla sorgulamaması gereken şeyleri, tabii ki sinema sorgulayabilir. 1981 doğumlu Das Boot, savaşı sorgulayan ilk film değil belki ama dev efektli cephe filmlerinin sergilemeyi beceremediği savaş psikolojisini su altındaki birkaç metrekareye başarıyla sığdırabilen cesur bir iş.
Lothar-Günther Buchheim’in 1973'te kaleme aldığı aynı adlı romanından uyarlanan filmin yönetmenliğini ve senaristliğini Troy'dan (Truva) tanıdığımız Wolfgang Peterson yapıyor. Başrollerde ise Jürgen Prochnow, Herbert Grönemeyer ve Klaus Wennemann var.
KONU
İkinci Dünya Savaşı sırasında görev yapan U-96 tipi bir Alman denizaltısı, özel bir operasyon dahilinde İngiliz savunmasını yok etmeye gider. Gemide görevli personel haricinde, denizaltında yaşananları kaydetmek için bir subay da bulunmaktadır. Hedefine yaklaştığı sırada beklenmedik bir İngiliz atağı sonucunda kapana kısılır. Bir yandan bu zor durumdan kurtulmaya çalışan mürettebat, bir yandan kendini çetin bir can pazarı içerisinde bulur.
NEDEN İZLEMELİ?
- Sizi gerçekten de denizaltındaymışsınız gibi hissettirecek gerçekçi ve klostrofobik atmosferi için.
- Savaşın kan ve gürültüsü yerine askerlerin psikolojilerine yoğunlaştığı ve bu insani yönüyle benzer temalı filmlerden ayrıldığı için.
- Denizaltıdaki askerlerin İngiliz gemilerini ararken hep bir ağızdan söyledikleri İngilizce şarkı sahnesi için.
- En İyi Yönetmen, En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni gibi dallar dahil tam altı dalda Oscar adaylığı aldığı için.
- 2010 yılında Empire dergisi tarafından “Dünya Sinemasının En İyi 100 Filmi” arasında 25. sırada yer aldığı için.
FİLM HAKKINDA AZ BİLİNEN GERÇEKLER
- Filmin yapım aşaması yaklaşık iki yıl sürdü. Filmin büyük bölümü, aktörlerin görünüşlerinde fazla bir değişiklik olmaması ve gerçekçiliğin kaybolmaması için bir yıl içinde tamamlandı.
- Film için hazırlanan denizaltı modelleri Raider of the Lost Ark filminde de kullanıldı.
- Denizaltı mürettebatının soluk benizli görünmesi ve gerçekten de bir denizaltı görevinde olduğu hissinin yaratılabilmesi için çekimler boyunca ekiptekiler güneş ışığına çıkmadı.
- Filmin büyük çoğunluğu Münih yakınlarındaki Geiselgasteig’da çekildi.
- La Rochelle bar sahnesinde Thomsen rolünü canlandıran Otto Sander gerçekten de sarhoştu.
- Almanca çekilen filmde tüm ana karakterleri canlandıran aktörler İngilizce konuşabiliyordu. Bu yüzden filmin Amerika’da ve İngiltere’de yayınlanacak İngilizce versiyonunda oyuncular İngilizce seslendirmeleri kendileri yaptı.
- Kameralardan ve denizaltının içindeki seslerden dolayı film sessiz çekildi ve Almanca ve İngilizce diyaloglar sonradan seslendirildi.
- Film Alman-Amerikan ortak yapımı olarak planlandığı yıllarda kaptan Henrich Lehmann- Willenbrock rolü için Robert Redford ve Paul Newman düşünüldü.
BU FİLMİ SEVEN BUNLARI DA SEVER
- U-571
- The Hunt for Red October
- Crimson Tide
- Run Silent, Run Deep
- The Enemy Below
- Lebanon
- Last Resort (TV dizisi)
10.05.2013
..: Vanilla Sky (2001) :..
Bazen gerçekler o kadar acıdır ki, rüyalarda yaşamak daha güzel gelir.
Mar adentro (İçimdeki Deniz) ve The Others (Diğerleri) gibi unutulmaz filmlerin senarist ve yönetmeni Alejandro Amenábar'ın Mateo Gil ve Cameron Crowe’un birlikte yazdığı ve yönetmen koltuğunda yine Cameron Crowe’un oturduğu Vanilla Sky, Amenábar’ın 1997 yılında yaptığı Abre los ojos (Aç Gözünü) adlı filmin yeniden çevrimi.
Başrollerde Abre los ojos’ta da aynı (Sofia) karakteri canlandıran Penélope Cruz ile Tom Cruise, Cameron Diaz, Kurt Russell ve Jason Lee yer alıyor.
KONU
Paranın satın alabileceği her şeye sahip, yakışıklı, zengin, karizmatik, New York’lu genç yayıncı David’in hayatı dışarıdan bakıldığında mükemmel görünse de problemleri vardır. Kendisi için hazırlanan doğum günü partisinde arkadaşı Brian ile birlikte gelen Sofia’ya ilk görüşte aşık olur. Ancak Sofia ile tanıştıktan sonra yapacağı bir hata hem Sofia’yı kaybetmesine hem de hayatının oldukça karmaşık bir hâl almasına yol açacaktır. Bir yandan Sofia’ya tekrardan ulaşmaya çalışan David, diğer yandan da gerçekle rüya arasında gidip geldiği bu yeni hayatla büyük bir mücadele içine girecektir.
NEDEN İZLEMELİ?
- Tom Cruise’un bilgisayarda yapılmış gibi görünen ancak özel izin alınıp bir pazar günü üç saatliğine trafiğe ve yayalara kapatılarak boşaltılan Times Meydanı’nda dolaştığı efsanevi açılış sahnesini görebilmek için.
- Yaşanmak istenen ve yaşanamayanlarla dolu hayatların özeti niteliğinde olduğu için.
- Film biterken çalan Paul McCartney’in özellikle bu film için bestelediği ve 2002 yılında En İyi Orijinal Şarkı dalında Oscar Ödülüne aday gösterilen aynı adlı (Vanilla Sky) şarkısı için.
- Steven Spielberg’ü misafir oyuncu olarak David’in doğum günü partisi sahnesinde kısa bir süre de olsa görebilmek için.
- Cameron Diaz’dan daha da nefret etmek için.
FİLM HAKKINDA AZ BİLİNEN GERÇEKLER
- Filmin ismi David karakterinin yatak odasındaki “Seine at Argeteuil” adlı Monet tablosundan geliyor. Filmdeki birçok sahnede de gökyüzünün rengi bu tablodaki gibi vanilya renginde.
- Michael Keaton, Harrison Ford ve Alec Baldwin'in de düşünüldüğü Dr. Curtis rolü için teklif götürülen Kurt Russell, senaryoyu bile okumadan "Evet" dedi.
- Stüdyo, Cameron Crowe’dan 11 Eylül terör saldırılarından sonra özel efektler kullanarak bazı sahnelerden Dünya Ticaret Merkezi’nin kaldırılmasını istedi. Ancak Crowe bunu yapmadı ve bazı New York sahnelerinde bu görüntüler yer aldı.
- Filmin soundtrack albümünde yer alan “I Fall Apart” parçasını Cameron Diaz seslendirdi. Hatta filmin sonundaki yazılarda şarkıyı söyleyen isim olarak da Diaz'ın canlandırdığı Julianna Gianni’nin adı kullanıldı.
- Cameron Crowe ve Tom Cruise, efsane yönetmen Billy Wilder’ın da filmde kısa bir rolde de olsa gözükmesi için onu ünlü yönetmeni ikna etmeye çalıştı ancak bunu başaramadı. Bill Wilder bundan bir yıl sonra 2002’de hayatını kaybetti.
- Tom Cruise eşi Nicole Kidman’dan ayrıldığını bu filmi yaparken basına duyurdu. Hatta basına duyurmadan önce haberi ilk olarak film ekibiyle paylaştı.
BU FİLMİ SEVEN BUNLARI DA SEVER
- Abre los ojos
- Eternal Sunsine of the Spotless Mind
- The Fountain
- Violanchelo
- Solaris
- Jacob's Ladder
3.05.2013
..: The Great Escape (1963) :..
Beyaz perdenin en renkli simalarından Steve McQueen'i kariyerinin zirvesine taşıyan The Great Escape bu haftaki film önerimiz.
Sabaha karşı 1:06'da fırtına öncesi sessizlik kırılır, 1:07'de alarmlar çalar ve 1:09'dan itibaren büyük firar başlar. Dikenli tellerin arkasındaki o adamları artık bambaşka bir hayat ve bambaşka tehlikeler beklemektedir.
Paul Brickhill’in aynı adlı kitabından uyarlanan ve gerçek bir hikayeden esinlenen The Great Escape / Büyük Firar, senaryosunu James Clavell’ın yazdığı, yönetmenliğini ise John Sturges’ın yaptığı zamanının ötesinde filmlerden. İkinci Dünya Savaşı sırasındaki bir kamptan kaçmaya çalışırken ölen 50 subaya adanmış bu 1963 yapımı filmin başrollerinde de Steve McQueen, James Garner, Richard Attenborough, Charles Bronson gibi önemli isimler yer var.
KONU
İkinci Dünya Savaşı sırasında oldukça yüksek güvenlikli bir esir kampında tutulan müttefik subaylar, Almanlar tarafından titizlikle gözlenmektedir. Kamptan kaçabilmeleri her ne kadar imkansızmış gibi görünse de esirler arasından bir grup, sınırları zorlayarak imkansızı gerçekleştirmeye çalışacaktır. Uzun uğraşlar sonucunda bir tünel kazan ve kaçmayı başaran bu askerlerin dışarıdaki hayatı da kolay olmayacaktır.
NEDEN İZLEMELİ?
- Kullandığı uçak 1943 yılının Mart ayında Tunus üzerinde vurulan ve bu olaydan sonra kaçış hazırlıklarına yardım ettiği Almanya’daki Stalag Luft III kampına götürülen yazar Paul Brickhill'in kendi hayatından aldığı hikayesi için.
- Steve McQueen’in Moskova Uluslararası Film Festivali tarafından En İyi Erkek Oyuncu ödülüne layık görülen başarılı performansına tanık olmak için.
- Hikayenin orijinalinde yer almayan ancak filme sporcu kişiliğiyle meşhur Steve McQueen’in önerisi üzerine eklenen motosiklet sahneleri için.
- Gerçek hayatta İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman kampında tutulan Donald Pleasence'ı Kalpazan Blythe rolünde, Rus kampında tutulan Hannes Messemer'ı Komutan Von Luger rolünde, Amerikan kampında esir tutulan Til Kiwe ve Hans Reise'i de Frick ve Herr Kuhn rollerinde izleyebilmek için.
- Oyuncu olmadan önce bir madenci olan, kendi uzmanlık ve tecrübelerini sete taşıyıp yönetmen John Sturges’a da toprağın nasıl taşınacağı konusunda tavsiyelerde bulunan Charles Bronson’ı “Tünel Kralı” rolünde görmek için.
FİLM HAKKINDA AZ BİLİNEN GERÇEKLER
- Filmin büyük bölümü Münih’te, Stalag Luft III kampının birebir aynısı olarak inşa edilen sette çekildi. Kaçıştan sonraki görüntülerin yer aldığı dış çekimler Rhine Country ve North Sea yakınlarında yapıldı. Steve McQueen’in motosiklet sahneleri ise Avusturya sınırındaki Fussen’de ve Alpler’de çekildi. Tüm iç çekimler ise Münih’teki Bavaria Stüdyoları'nda yapıldı.
- Steve McQueen’in film boyunca boynunda bulunan altın madalyon o yıllardaki eşi Neile Adams'ın hediyesiydi.
- Stalag Luft III kampından asıl kaçışın gerçekleştiği 24 Mart 1944 tarihi aynı zamanda Steve McQueen’in doğum günü.
- Steve McQueen sınırdaki çit üzerinden atlama sahnesinde kendisi oynamak istedi. Deneyip düşünce de o sahneyi arkadaşı Bud Ekins oynadı. Bu sahne film boyunca Steve McQueen’in dublör kullandığı tek sahne. Los Angeles’ta bir motosiklet dükkanı olan Ekins için bu sahne yeni bir kariyerin de başlangıcı oldu. Daha sonra Bullitt filminde de McQueen’in dublörlüğünü yapan Ekins, CHiPs adında bir dizide de yer aldı.
- Firardan önce başka bir kampa transfer edilen gerçek “Tünel Kralı” Wally Floody, bir yıldan fazla bir süre film yapımcıları için tam zamanlı olarak danışmanlık yaptı.
BU FİLMİ SEVEN BUNLARI DA SEVER
- The Shawshank Redemption
- Stalag 17
- Prison Break
- Cool Hand Luke
- The Dirty Dozen
- The Blockhouse
26.04.2013
..: American Psycho (2000) :..
Bakımlı, yakışıklı ve kendinden emin... O aslında tam bir GQ erkeği. Tek kusuru ise seri katil olması.
80’li yıllarda New York’ta yaşayan ve A+ bir hayat süren Patrick Bateman'ı konu alan filmin Londra’da bu kış sahnelenmesi planlanan müzikalinin yanı sıra, yeniden çevrimi de yolda.
Bret Easton Ellis’in aynı adlı romanından uyarlanan American Psycho (Amerikan Sapığı) “I Shot Andy Warhol”ün de yaratıcısı olan Mary Harron’un yönettiği, başrollerinde ise Christian Bale, Willem Dafoe ve Reese Witherspoon’un yer aldığı modern klasiklerden.
KONU
Patrick Bateman, Wall Street’te, babasının şirketinde çalışan, genç, yakışıklı ve oldukça zengin biridir. Tüm bu özellikleri ona hem işinde hem de sosyal hayatında pek çok ayrıcalık sağlamaktadır. Oldukça tekdüze gidiyormuş gibi görünen hayatının bir de karanlık tarafı vardır. Bateman, insanları sebepsiz yere öldürmekten hoşlanan ve öldürdüğü insanların vücutlarından hatıra olarak aldığı parçaları evinde saklayan bir psikopattır. Ancak bunu kendisi dışında hiç kimse bilmemektedir.
NEDEN İZLEMELİ?
- Introsu, hatta bazı afişleri bile büyük benzerlikler gösteren ve oldukça geniş bir izleyici kitlesine sahip televizyon dizisi Dexter’ın ilham kaynağını görebilmek için.
- İnsanlardaki bitmek bilmeyen kompleksleri ve tüketim kültürünün bireyde yarattığı yabancılaşmayı seyirciye cesurca sunduğu için.
- Yapım süreci boyunca Patrick Bateman karakterinin filmin başında anlattığı günlük sabah rutinini uygulayan son Batman Christian Bale’in en sağlam performanslarından birine tanık olmak için.
- Romanın son cümlesi “This is not an exit (Burası çıkış değil)”i filmin son sahnesinde bir kapıda yazılı olarak görmek için.
FİLM HAKKINDA AZ BİLİNEN GERÇEKLER
- Pek çok kişi bu rolün Christian Bale’in kariyerini olumsuz yönde etkileyeceğini düşünüyordu ve oyuncuyu uyardı. Ancak tüm bu uyarılar Bale’i bu projede yer almak için daha da hırslandırdı.
- Christian Bale sette hep Amerikan aksanı ile konuştu. Çekimlerden sonra kendi (İngiliz) aksanına dönünce ekiptekiler onun başka bir filme hazırlandığı için bu aksanı kullandığını zannetti.
- Bateman’ın filmde izlediği ilk porno film “White Angel”, ikincisi de “Red Vibe Diaries: Object of Desire”.
- Bateman’ın masasının üzerinde iki adet GQ dergisi göze çarpıyor. Biri 1987 Ağustos, diğeri de 1987 Haziran sayısı.
- Bateman evinde egzersiz yaparken televizyonda The Texas Chain Saw Massacre açık.
- Filmde iki fahişeyle çekilen grup seks sahnesinde, daha estetik bir görüntü sunmak için Mary Harron ve Christian Bale birlikte erotik filmler izlemiş. Harron’ın söylediğine göre Bale, hangi pozisyonun daha uygun olduğunu gösterebilmek için bunları ona çizerek göstermiş.
- Yönetmen Mary Harron’a göre Bale, Bateman karakterini David Letterman Show’da tanıştığı Tom Cruise’dan esinlenerek kurdu. İşin ilginç yanı, Tom Cruise’un romanda Bateman ile aynı apartmanda yaşıyordu.
BU FİLMİ SEVEN BUNLARI DA SEVER
- One Hour Photo
- Mr. Brooks
- The Talented Mr. Ripley
- The Moth Diaries
- A Clockwork Orange
- Funny Games
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



















