My Friend Of Misery

Madness... is like gravity. All it takes is a little... Push!


Can a heart still break after it's stopped beating?

2005 yılında hayranlarının alışık olduğu "karanlık" ve "gotik" dünyayı bu sefer farklı bir şekilde sundu bizlere Tim Burton. Yönetmen koltuğunu da Mike Johnson ile paylaştı ve iddialı bir stop-motion animasyonla karşımıza çıktı. "Corpse Bride" yani "Ölü Gelin"... Bir Rus halk masalından yola çıkılarak yazılan senaryo Victoria dönemi İngiltere'sinin tekinsiz atmosferinde yeşeren üçlü bir aşk öyküsünü anlatıyor, müzikal yapısının sağlamlığı ve görsel tasarımının sınır tanımaz yaratıcılığı ile dikkat çekiyordu.



1837-1901 yılları arasına yayılan Victoria dönemi, İngiltere'de sanayi devriminin yükselişini, buna bağlı olarak da burjuva sınıfının değer kazanmaya başlamasını simgeliyor, düne kadar sadece ırksal nedenler ile saygınlığa ve varlığa sahip olan aristokratlar, yerlerini yavaş yavaş küçük sermaye sahibi sıradan insanlara bırakıyorlardı. Dönem içinde tutucu bir dindarlık ile yeni bilimsel buluşların, materyalist düşünce ile mistik inanışların bir arada varolduğunu, dolayısıyla hem ekonomik, hem de kültürel anlamda önemli bir karmaşanın ortaya çıktığını da belirtmek gerek...


Filmin kahramanlarından genç Victor, yükselişteki burjuva sınıfına dahil, balık tüccarı bir ailenin oğluydu. Oldukça görgüsüz, kaba saba insanlar olan anne ve babası, onu soylu bir ailenin narin kızı Victoria ile nişanlamış, bu durumdan sınıfsal yükselişlerinin bir göstergesi olarak kendilerine pay çıkartmışlardı. Victoria'nın bir süredir, çevreden özenle saklamaya çalışsalar da, yoksulluk ile boğuştukları her hallerinden belli olan aristokrat ailesi içinse bu evlilik, eski itibarlarını geri kazanmanın bir yoluydu. Evlilik planları yapılırken, kimse iki gence fikrini sormayı düşünmemişti. Zira dönemin ahlak anlayışı içinde aşk evliliği yapmak, bayağı bir durum sayılıyordu...

Buraya dek klasik melodram kalıbı içinde ilerleyecek gibi görünen hikayeyi, önce Victor ve Victoria'nın ilk görüşte birbirlerine aşık olmalarıyla, ardındansa aşkın önüne akla gelmedik engeller çıkartmakla yolundan saptırıyordu Burton. Victore evlilik yeminini bir türlü ezberleyemeyince, ormanda bir yürüyüşe çıkıyor ve yıllardır toprağın altında, çürümeye yüz tutmuş gelinliği ile bir centilmenin kendisine evlilik teklifi yapmasını bekleyen "ölü gelin" Emily'nin heyecanla yeryüzüne çıkmasına sebep oluyordu. Sevgilisi tarafından aldatılan ve ziynetleri çalınıp, ölüme terk edilen acılı Emily, Victor'un sürekli tekrarladığı evlilik yemini ile kendisine hitap ettiğini sanmıştı...


Film, bu noktadan sonra birbirini seven Victor ve Victoria, Victor'a aşık olan Emily ve Victoria'ya musallat olan servet avcısı Lord Barkis arasında sürecek bir aşk ve entrika öyküsüne dönüşüyor, Burton kendine özgü espri anlayışı ve dünyaya farklı bir pencereden bakan yaratıcı zekası ile sıra dışı bir çalışmaya imza atıyordu.

Özellikle yaşayanlar ve ölülere ait iki dünyanın tasarımı ilginçti. Yaşayanlar, pek çok geçici sorunla boğuşup, nefes aldıklarını adeta unuturken, ölüler gamsız bir hava içinde kendilerini eğlenmeye vermişlerdi. Toprağın üzerinde çalışmak, altında ise barlarda düzenlenen çılgın partilerde kemikleri tuz buz olana dek eğlenmek vardı. İki dünya arasındaki tek ortak nokta ise, insanı insan yapan duygulardı şüphesiz. Emily ölüydü evet ama hala kalbi kırılabiliyor, gözyaşları akabiliyordu. Ve aşk, her iki dünya için de vazgeçilmezdi...


Ölüler dünyası ve yaşayanlar dünyasını bu şekilde yansıttığı ilk filmi değildi elbette "Corpse Bride" Tim Burton'ın. "Beter Böcek" de de, ölüler dünyasının ne kadar renkli, yaşayanların dünyasının ise ne kadar sıkıcı, renksiz, absürd karakterlerle dolu olduğunu izleyen herkes hatırlayacaktır.

Burton, "ayrı dünyaların insanları birlikte mutlu olabilirler mi?" gibi klasik bir soruya yanıt ararken, sadece ölüler ve yaşayanlar diyarını değil, burjuvalar ve aristokratlardan oluşan yeni dünya düzenini de göz önüne almış, sonuçta aşkın her türlü engele karşı durabileceğine karar vermişti. Nitekim finalde muratlarına eren Victor ve Victoria'dan başka, Emily'de içindeki acılarla yüzleşip mutluluğu yakalıyor, birdenbire topraktan fırlayan yüzlerce ölüden ilk anda ürken kasaba halkı ise, yıllardır özledikleri sevdiklerine kavuşmanın sarhoşluğuna kendilerini kaptırıyorlardı.


Her güzel şey çabuk biter derler ya, işte "Ölü Gelin"de bu sözü kanıtlar nitelikte çok çabuk bitiyor, deyim yerindeyse insanın ağzına bir parmak bal çalıp kaçıyor. İzleyici de bu kadar çabuk bittiği için isyan ediyor. Filmin müzikleri de, başarısını pekiştirecek türden ve tabiki de Danny Elfman imzasını taşıyor.

Zaman zaman yüzümüzün gülmesine neden olan film, çoğu yerinde de içimizin burulmasına neden oluyor. Örneğin, ölü gelinimiz Emily'nin capcanlı Victoria'yı görüp de, kendisiyle onu kıyasladıktan sonra söylediği şarkı eminim çoğu kişiyi etkilemiştir:

Bir muma dokunduğumda hiç acı duymam
Bıçak batırsanız hiçbir şey olmaz
Onun kalbi atıyorken ben burada ölüyüm ve de içim sızlıyor
Gel de gerçek değil de
Sanki hala dökecek göz yaşım var
Bir muma dokunduğumda hiç acı duymam
Güneşte ve yağmurda hepsi aynı
Kalbimde derin bir yara çarpmıyor ama sızlıyor
İçimdeki bu sızı gerçek değil sanırım
Evet bir ölüyüm fakat hala dökecek gözyaşım var...

Johnny Depp, Helena Bonham-Carter, Emily Watson, Albert Finney, Tracey Ullman, Paul Whitehouse, Joanna Lumley, Christopher Lee ve Richard E.Grant'ın sesleriyle katkıda bulundukları "Ölü Gelin", seyircilerden büyük ilgi gördü. O yıl Oscar gecesinde en iyi animasyon film dalında ödül almasına kesin gözüyle bakılan filmin adaylıkta kalması ise herkesi şaşırtmıştı.

Film hakkındaki bazı bilgilere gelince:

- 55 haftalık bir çekim olmuş.

- Çekimde toplam 109,440 ayrı kare fotoğraf çekilmiş.

- Her gün filmin en fazla 6 saniyesi çekilebiliyormuş.

- Birden fazla sahne yaratıldığı için o sahnelerde eşzamanlı çekimler yapılabiliyormuş. Öyle ki, 32 sahnenin aynı anda çekilebildiği bir zaman olmuş.

- Apple'ın Final Cut Pro adlı yazılımıyla yaratılan ilk stop-motion filmiymiş.

- Kullanılan kuklalar, silikon kaplı paslanmaz çelik zırhlarmış.

- Bu filmde, neredeyse bütün stop-motion animasyonlarında kullanılan "değiştirilebilir kafa" tekniği yerine (Yani mesela karakterin gülmesi için kafanın üstündeki normal ağzı çıkarıp gülen ağzı koyuyorsun.) şekli otomatik olarak, tek komutla değişen malzemeler kullanılmış. Daha kolay olacağı sanılırken çok daha zorlaşan bu teknikten muzdarip bir animatör, gece kendi suretini otomatik olarak, tek komutla değiştirdiği kabuslar görmeye başladığını söylemiş.

- Filmde Lord Finnis Everglot, Victor Van Dort'a bir sefer yanlışlıkla Vincent demişti. Bu, Tim Burton'ın ilk stop-motion animasyonu Vincent'a bir göndermeymiş.

- Bazı yerler (örn. bir mumun yanması için stop-motion tekniği kullanılamadığından) mecburen MiniDV kamerayla çekilmiş.

- Sahneler daha kısa sürede çekilsin diye bazı karakterler için birden fazla kukla yapmışlar. Emily ve Victor'un 14, Victoria'nın 13 kuklası yapılmış.

Filmin müziklerini dinlemek isteyenler için : http://www.warnerbrosrecords.com/corpsebride/


1 yorum:

The Kin'Xp dedi ki...

Nice pages!
we like your blogging style and we want to advertise your blog.
If you want us to link your blog in our site,
put us in your blogroll, write in a mail :

1. your site/blog address;
2. a representative image of your blog (if you have one);
3. a detailed description of your site.

we would be honored to advertise your blog on our blog!
anyway my friend, keep on with your great work!


I.L.Y.S. staff
"I link your site"

Related Posts with Thumbnails